etsuko kendisine acı çektiren, sevmeyen ve aldatan kocasının ölümünden sonra genç ve dul bir kadın olarak kayınbabasının evine taşınır. bu evde kayınbiraderleri ve eltileri de yaşamaktadır. kayınbabasının ahlaksız sıkıştırmaları, evin diğer üyelerinin dışlamalarıyla baş etmeye çalışırken evin hizmetçisine âşık olur.
buraya kadar aslında bir aşk romanı gibi görünse de aslında yalnız ve sevilmeyi bilmeyen bir kadının çırpınışlarını okuyoruz. doğuştan görmeyen birinin renkleri olduğundan farklı hayal etmesinden doğal ne olabilir ki? etsuko ise hayatı boyunca gerçek aşkı tatmamış, evliliği âşık olmamak ve acı çektirmek üzerine kurulu bir zorunluluk olarak öğrenmiş. gençliğinin ve kadınlığının getirdiği arzularını anlamlandıramadan başka duygulara karıştırmış. hatta bu duygu karmaşasını yazar o kadar iyi anlatmış ki arzu ile bencilliğin, sevgi ile yok edip parçalama isteğinin birbirine geçtiğini, duyguların arasındaki sınırların kalktığını çok canlı bir şekilde okuyoruz. insanın içinde yaşadığı dünyayı ve duygularını anlamlandıramadığında yaşadığı o kendini yok etme arzusu etsuko’da vücut bulmuştu.
kendini öğrenme yolunda çırpınan, arzularının peşinde koşup tutsak olduğu şeylerden kurtulmaya çalışan etsuko, romanın sonunda okuyucuyu şaşırtacak kararlar alıyor.
aşkın, arzunun, kıskançlığın ve mutsuzluğun romanı aşka susamış yukio mişima’dan okuduğum ilk kitaptı. yazarın hayatına baktığımda ise bu derece sınırları zorlayan bir kitabı yazmak için elverişli bir hayatını olduğunu fark ettim. intiharını bir yıl önceden planlayıp seppuku yaparak intihar eden mişima’nın diğer kitaplarında görüşmek üzere. keyifli okumalar.
instagram.com/p/ChU9aNntSb2/?...