Bu incelemeyi kitaba başlamadan önce okumanızı tavsiye ederim. Çünkü Naima Tarihi’nin muhtelif yerlerinden alınan parçalarla oluşturulmuş bu kitabı dönem üzerine etraflı bilgi sahibi değilseniz anlamakta zorluk çekebilirsiniz. Hece Yayınları böyle bir önsöz hazırlamayarak ayıp etmiş. Dilim döndüğünce bilgi vermeye çalışacağım.
__________________________________
Kitap Mustafa Naim Efendi’nin (Naimâ) 6 ciltlik “Tarih-i Naimâ” eserinden alınan küçük bir parçadır. Asaf Hâlet Çelebi önsözde, biz gençlerin karışık mevzularda Naim Efendi’nin ne tür görüşler belirttiğini görmemiz adına birazdan başlıklarını açıklayacağım pasajları seçtiğini söylemiş.
[
İçindekiler:
1. Naim Efendi’nin Hayatı ve Eseri
2. Hicretin 1000. Senesi Vakayii
3. Kanije Muhasarası
4. Poçkayi’nin Tac Giymesi
5. Genç Osman’ın Katli Hadisesi
6. VI. Sultan Murad’ın Seciyesini Belirten Bâzı Vak’alar
7. Şair Nef’î’nin Katli
8. Dizin
]
Önsözde (ilk bölümde) Asaf Bey Mustafa Naim Efendi’nin hayatından bahsediyor. Böylece kitaba başlamadan önce kendisini tanımış oluyoruz. Kendisi Köprülü’nün iktidara gelişine yakın bir zamanda Halep’te doğmuş, genç yaşında (VI. Mehmed zamanı) İstanbul’a gelmiştir. Saraya “Saray Baltacıları” zümresine dâhil olarak girmiş; burada tarihi okumalar yapmış, birçok âlim ve sanatkâr insanlarla tanışmış, Beyazıt Camii’nde tahsil almıştır. Sonrasında resmi devlet memuru olmuş ve Naimâ ünvanını almıştır. (II. Abdülhamid devrine kadar devam eden bir an’aneye göre, devlet memuriyetine intisab eden kimselere resmî bir unvan verilirmiş.) Sultan II. Mustafa devrinde dönemin veziriazamı Naimâ Efendi’ye vak’a-nevîslik payesi vermiştir. Yani Naimâ Efendi 46 yaşında (1111H. – 1695 M.) resmi devlet tarihçisi olmuştur. İbrahim Müteferrika, Naimâ Tarihi’ni 2 cilt olarak 500 nüsha bastırmıştır.
( Ben bu satırları yazdığımda Nadir Kitap’ta ilk cildin Müteferrika baskısı vardı ve yanlış hatırlamıyorsam 7.500 TL civarında bir satışı vardı. Şuan baktığımda 150 TL’ye satılmış olduğunu görüyorum? Resmin görselini de kaldırmış sayın satıcı… :
nadirkitap.com/1734-muteferrik...
Bu resimleri kullanmıştı. Dolandırıcı demek istemiyorum, çünkü %100 memnuniyet yorumu almış:
tunamuzayede.com/urun/3547661/17... )
Kitapta bizi karşılayan ilk bölüm “Hicretin 1000. Senesi Vakayii”dir. Bu bölümde Veziriazam Ferhad Paşa’nın azledilip yerine Siyavuş Paşa’nın tayin edilişinin sebebi üzerine bir olay anlatılıyor.
İkinci bölüm “Kanije Muhasarası”dır. Bu bölümde Avusturya-Osmanlı arasında süregelen Uzun Savaş döneminde (yaklaşık 15 sene), Avusturya sınırında bulunan Kanije Kalesi’nin 73 gün boyunca müdafaası konu ediliyor. II. Ferdinand’ın topladığı 100.000 asker karşısında Kanije Kalesi’nde Tiryaki Hasan Paşa’nın komutasında çevre kalelerden topladığı 9.000 asker vardı. Devlet başka cephelerde de savaştığı için ve başka birçok nedenden dolayı Tiryaki Hasan Paşa’ya yardım gönderememiş, “Kale önce Allah’a sonra sana emanet.” demişti. Tiryaki Hasan Paşa’nın savaşı inanılmaz bir psikolojik savaşa dönüştürerek Ferdinand’ı arkasına bile bakmadan (altın tahtını bırakarak) nasıl kaçırdığını okuyoruz. Olay bu kadar basit değil tabii ki, Hasan Paşa’nın bütün imkânsızlığa rağmen ümidini yitirmeden, sakince elindeki bütün kozları kullanarak hamlelerini yapmasını okumak inanılmaz heyecan vericiydi.
Cüneyt Arkın’ın başrolünde oynadığı, meşhur dövüş sahneleri eşliğinde filmi çekilmiş ( youtube.com/watch?v=ZTg1m40... ), Namık Kemal de “Kanije Muhasarası” adında bir kitap yazmış.
Üçüncü bölüm “Poçkayi’nin Taç Giymesi”. Burada Poçkayi diye bahsedilen şahıs Erdel Prensi István Bocskai’dir. Uzun Savaş (1593-1606) döneminin başlangıcında Erdel-Eflak-Boğdan üçlüsünün voyvodaları “Osmanlı hâkimiyetini tanımıyoruz.” diyerek Habsburg hanedanlığını tanıdıklarını söylemişlerdi. Uzun Savaş’ın sonunda üstünlüğü Osmanlı sağlayınca Bocskai, Sadrazam Lala Mehmed Paşa ile gizli bir anlaşma yaptı. Anlaşmaya göre Bocskai, Erdel topraklarından Habsburg askerlerini çıkarıp Osmanlı hâkimiyetini tanıyacaktı. Sadrazam, Peşte sahrasında muazzam bir törenle Bocskai’ye elleriyle taç giydirip kılıç kuşandırarak Osmanlı’ya bağlı Erdel kralı ilan etti. Lala Mehmed Paşa’nın Uzun Savaş'ta gösterdiği başarıları ve Bocskai’ye taç giydirmesi savaşı tamamen Osmanlı lehine döndürdü.
(István Bocskai ve ardından gelen prensler (Bethlen Gabor, Georgy I. Rakoczi, II. Rakoczi) Erdel’in Osmanlılara karşı siyasi özerklik kazanmalarında önemli yere sahiplerdir. Osmanlı’nın o dönemlerdeki merkezî kargaşasından faydalanarak eskisinden daha bağımsız bir tutuma girmişlerdir. Venedik ve İran ile olan savaşlar nedeniyle Osmanlı Erdel ile ilgilenememiş, Erdel ise bağımsız hareket ederek Osmanlı koruyuculuğu altında o dönem Protestanlığın ve Kalvenizmin güçlü bir kalesi haline gelmiş ve Avrupa’da Katolik-Protestan cephe arasındaki savaşlarda Katolik güçlere karşı mücadelede önemli rol oynamıştır. )
Kitabın diğer bölümlerinde anlatılanlar başlıklarından anlaşılıyor. Genç Osman’ın neden ve nasıl katledildiği, IV. Murad’ın sert politikalarının edepsiz paşalar ve azgın askerler sebebiyle nasıl şekillendiği birçok olayla pekiştirilip anlatılıyor.
Kitabın son bölümünde Şair Nefi’nin hicivden dolayı, Hekimbaşı Emir Çelebi’nin afyon içmesinden ötürü katledildiği anlatılır. IV. Murad’ın ölümüyle kitap biter.
Kitabın dili, her ne kadar Asaf Halet Çelebi bazı kelimelerin anlamlarını parantezle belirtse de ağırdır. Yine de okurken çok eğlendiğimi söylemek istiyorum, çok tatlı bir dili vardı kitabın. Osmanlı tarihinden yaşanmış olayları saray vakanüvisinden dinlemek güzeldi.
Nefi’nin katli bölümünde aklıma bu sahne geldiğinden ötürü yazımı Tutunamayanlar’dan bir sahne ile bitiriyorum.
youtu.be/mNoup3y9me4?t=1249