Sanki herkes başlı başına kendi yalnızlığından anıtlar inşa ediyor ve milyonlardan oluşan bu yalnız anıtlar, tek bir anıtı; yalnızlık anıtını oluşturuyordu muhayyilesinde (hayal gücünde).
Bu olamazdı; bir insan bir insana muayyen (belirli, özgü), aşikâr (açık şekilde) bu kadar yabancı olamazdı. Geceler gündüzlere tebdil ediyor (yerini bırakıyor), mevsimler değişiyor, her yerde yalnızlık türküleri yankılanıyordu. Ve milyonlarca insan birbirine çarpmadan ayakta durabiliyordu. O vakit gülen, selam veren, gülümseyen, yardıma koşan herkes ya yalan söylüyordu ya da bu amansız hastalık asrın hastalığıydı... (Sayfa 68-69)