Neden okuduğum en berbat kitaplardan?
1/10
·416 syf.··
2022 8. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2022 18:10
1) Aynı anda çok fazla şey olma çabası. Yazar (ki Nick Cutter bir takma isim; adı Craig Davidson) ne türde bir hikaye yazacağına karar verememiş. Pandemi hikayesi, bilimkurgu, gerilim, korku arasından anlamlı bir tane seçmek yerine hepsini tek seferde yazmaya çalışmış. Kitabın sonunda ise, en çok bir kozmik korku yazmaya çalıştığını anlıyoruz. 1.a) Kabiliyetsizlik. Davidson, bunca türden birini dahi yazmak için yeterince iyi, kabiliyetli, yetenekli bir yazar değil. Kötü yazarlık, belki de temel sorun. Örneğin, anlatımın bir akışı yok: cümleler art arda sıralanmış. Neyi kastettiğimi göstermek için kendi çevirim olan doğrudan bir alıntı ekleyeyim: “Benzinci boştu. Pompalar kapatılmıştı. Marketin kapısı açıktı. Reyonlar geç akşamüstü saatlerinde gölgeliydi.” Bu tutukluk kitabın tamamına hakim. Ayrıca tek bir erkek karakterden bahsederken “he” demek yeterli olacakken sürekli “Luke” diye karakterin adının söylenmesi de bu akışı bozuyor. 1.b) Uzunluk. Kitabın sıkıcılığının esas nedeni ise kitabın, olması gerekenden 10 kat daha uzun olması. Kozmik korku hikayeleri, roman değil hikaye olduklarında etkili olabiliyorlar. Kendisi rezalet bir insan olsa da çok iyi bir yazar olan Lovecraft’in hikayelerindeki yaratıkların ve delilik temalarının etkileyici olma sebebi de bu. 1.b.a) Yerinde sayma, tekrarlar, dolgu. Kitabın gereksiz uzunluğunun bir getirisi olarak konu, kitabın çoğunluğunda ilerlemiyor. Bunun yerine sürekli geçmiş hikayeler geliştiriliyor. Yani kitabın esas konusu yerinde sayarken, sürekli olarak geriye dönük bir şeyler anlatıyor Davidson. Bu da son derece sıkıcı oluyor, ve kitabın 90%ını resmen sırf yer kaplaması için konmuş bir dolgu malzemesi haline getiriyor. Daha kötüsü, karakterler sürekli aynı yerlere gidip duruyor, aynı konuşmaları yaşıyor, aynı şeyleri yapıyor. Bu durum gerilim oluşturmuyor; kitabı inanılmaz sıkıcı hale getiriyor. 1.b.a.a) Gereksiz kısımlar. Kitabın çoğunluğu gibi doğrudan başlangıcı da alakasız bir dolgu malzemesi. Davidson, kitabın ilk bölümünü kendi uydurduğu bir pandemiden bahsetmeye ayırıyor. Bunu okumak çok sıkıcı olmakla beraber, bir pandemi geçirip de insanların ne kadar umrunda olmadığını gördükten sonra doğrudan komik de. Gelgelelim asıl sorun, kitabın konusuna girilmesine engel olan bu pandeminin konuyla gerçek bir ilişkisi olmaması! 2) Bölümler. Okurken daha en başından beni sinirlendiren bir diğer şeyse bölümlerin kısalığı oldu. Bunun nedeni ise, Davidson’ın anlamsız bir şekilde aksiyonun ortasında bir bölümü kesip diğer bölüme başlaması. Bölümlendirmelerde hiçbir mantık olmadığı gibi kimi bölümlerin tek amacı da karakterlerin bir yerden diğer yere gidişini izlemek. *** Kimi zamanlarda Davidson’ın bunları yazası da gelmemiş, bunun yerine Luke sürekli kafasını vurup bayılıyor ve gözlerini başka bir yerde açıyor :))) Sinirden bağırasım geliyor bunu düşündükçe bile. 3) Bilimsel hatalar. Bir kurgunun inanılır olması için bir nebze bir gerçekliğe sahip olması gerektiğini öne süren pek çok kişi var. Bence gerçek dünyayla alakalı noktalarda gerçekten doğru olmalı bilgiler. Burada ise o kadar salakça bilgi hataları var ki… Örneğin, veteriner ana karakterimizin gördüğü en büyük böcek, baş parmağı büyüklüğünde bir mantis; bu büyüklük mantisler için ufak bir boyut! Yine örneğin, Guam ve Iowa arasında 15 saat olmasına rağmen her nasıl oluyorsa Davidson, Iowa’da saat sabah 5 iken Guam’da geç akşamüstü olduğunu yazıyor! Daha da aptalcası, kanserin bir patojen olduğunu söylüyor! 4) Atmosfer dahi oluşturamamak. Okyanusun dibinde geçen bir hikayenin, hiç değilse atmosferik olması beklenir. Ancak kendine özgü bir atmosfer bile oluşturulamamış The Deep için. Bunun tek nedeni de Davidson’ın sürekli olarak bu ortamı uzay ve mağara benzetmeleri üzerinden yapması. Sualtında bir mekanı, başka mekanlar üzerinden tanımladığı için bir atmosferi bile yok kitabın. 5) Apaçık sapıklık. “Sapık” sıfatını daha önce bir kitap, hatta bir yazar için kullandığımı hatırlamıyorum. Davidson için söylenebilecek tek şeyse iğrenç bir sapık olduğu. Başarısız, gerçekten korku yazmayı bilmeyen yazarların elinden çıkmış kitap ve filmlerin, şok için köpeği öldürmesinin çok, çok ilerisinde hayvanlara karşı vahşet sahneleri içeriyor. Bu sahneler öylesine fazla ve öylesine detaylı yazılmış ki, bundan keyif almayan kimsenin böyle şeyler yazabilmesi mümkün değil. Bunun mide bulandırıcılığının yanında, üçüncü ağızdan yazıldığı için karakterin iğrenç düşünceleri değil doğrudan anlatıcının iğrenç izlenimleri olan kimi ifadeler de var. Örneğin, sapık olmayan herkesin “çocuk kıkırdaması” yazacağı yerde Davidson “ergenlik-öncesi kıkırdama” yazıyor — ‘prepubescent’ sözcüğünün bu kullanımında kafalarda soru işareti oluşmaması imkansız. Ayrıca Davidson, bir köpeğin köşeyi dönerkenki hareketlerini de bir “şov kızı”nın hareketlerine benzetiyor. 6) Kendi kendisinin parodisi. Davidson o kadar kötü bir yazar ki, ne türde yazacağına karar veremediği gibi yazım tonuna da karar verememiş. Gerilimli bir bölümden hemen sonra, kasıtlı olmayan gülünç bir bölüm geliyor. Zaten bu kasıtsız olarak gülünç kısımlar, kitabı adeta kendisinin bir parodisi haline getiriyor. ‘Canavarlar’ korkunç değil, gülünesi oluyor. Kitabın sonunda nihayet görebildiğimiz gore ise neredeyse birebir Hellraiser’ın çakması, ve Davidson bunu da o kadar başarısız şekilde yazıyor ki, bu parodi algısı iyice güçleniyor. !!! İÇERİK UYARILARI !!! Hayvanlara zulüm, hayvanlara vahşet, cinsel saldırı, çocuk istismarı, pedofili, tecavüz, ensest + son derece detaylı myriapod tasvirleri içeriyor!
Roman
The DeepNick Cutter · Gallery Books · 20162 okunma
·
118 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.