Yazarın başka bir kitabı olan Vahşi'yi okumuştum daha önce ve bayılmasam da fena bir kitap değildi, dolayısıyla bu kitapla ilgili bazı beklentilerim vardı. Hoş, Vahşi'yi bile pek sevmemiştim, yani beklentilerim öyle aman aman şeyler değildi... Ama nedense bu kitabı daha çok sevecekmişim gibi gelmişti. Eh, ne diyebilirim? En zından Vahşi'yi okumak zamanı boşa harcadığım için pişmanlık hissi uyandırmamıştı bende. Sihrin En Koyu Tonu uyandırdı.
ceyda'nın tavsiyesi üzerine ondan ödünç alıp okudum kitabı. Kendisi hem bunu, hem de devam kitabını okudu ve Vahşi'nin bu seriye kıyasla daha iyi olduğunu itiraf ediyor. Kitaba başlarken pek katılmıyordum ama artık haklı olduğunu kabul ediyorum. Tam olarak emin değilim ancak 4 ya da 5 gün sürdü kitabı bitirmem. Bunun nedeni sürükleyicilik ya da hikayeyi çok beğenmem olmadı ne yazık ki: bir an önce bitirmek, daha güzel kitaplara geçmek istedim. Öyleki son 50 sayfada paragrafları atladım, bir an önce elimden bırakıp kurtulmak istedim.
Öncelikle söylemeliyim ki karakterleri hiç beğenmedim. Ne başrol Kell'i ne de yankesici Lila'yı. Nedenim de basit: 400 sayfa boyunca hiçbirinin gerçekten de insan olduğuna ikna olamadım. Kell'de bu bir yere kadar katlanılabilir seviyede (ki bazen o bile beni gıcık etti) ama Lila!
Lila'nın dünyası sihirden yoksun bir dünya, kendisi - sıradan bir yankesici. Ancak yazar onun inatçı, korkusuz ve "güçlü" olduğunu o kadar okurun gözüne sokmaya çalışıyor ki bir yerden sonra tavırlarının doğal olmadığını ne kadar istersen iste görmezden gelemiyorsun. Karakter sadece 17 yaşlarında ve hayatında hırsızlık yapmaktan başka hiçbir şey yapmamış. Ancak kitabın olaylarına tepkileri (spoiler vermek istemiyorum ama beladan belaya koşuyor karakterlerimiz) sanki her haftasonu benzer şeyler yaşıyor gibi. Hele herkese, ne kadar saçma ve yersiz olsa da bir cevap vermeye çalışı! Hayır, hazırcevaplık tabii ki de bir karakter özelliği olabilir ama Lila'nınki düpedüz gerizekalılıktı. Hoş, kızın kitaptaki tek yaptığı her tehlikeli olaya kendini atmak, yazar yardımıyla da sağ salim kurtulmak.
Karakterlerin ne kadar saçma kararlar aldığına da ayrı bir bölüm ayırmak isterdim, özellikle motivasyonlarına ama bu gidişle inceleme fazla uzayacak.
Bu arada, kitabın başlarında beliren, okura sempatik gösterilmeye çalışılıan o bir kaç karakterin öleceği o kadar belliydi ki bıkkınlık dolu bir iç çekişe mani olamadım doğrusu. Cidden mi yahu?
Hikayenin ana villainları olan Dane ikizleriyle yaşanan mücadele zaten fiyasko. Yok efendim gereksiz havalı laflar, villainların başrolleri öldürebilecekken bunu yapmamak için bahane uydurmaları ve dikkatlerini başka konuya vermeleri ya da -daha kötüsü!- başrolü elindeki bir silahla öldürebilecekken ana karakterin laflarına kanıp "Doğru, seni ben öldürmeliyim" diyip bile bile avantajı kaybetmeler... ve daha neler neler!
Kısacası bu kitabı kimseye tavsiye etmiyorum. Okuyucuya hiçbir şey katmamasının yanı sıra eğlenceli vakit geçirmek için de uygun değil: şahsen benim için olaylar o kadar tahmin edilebilir ilerledi ki "ne zaman bitecek şu iş"ten başka bir şey düşünemedim. Arkadaşım bana ikinci kitabı da okutmak istiyordu ancak daha fazla zamanımı bu evrene harcamak istemiyorum. Puanım 4, o da büyük çoğunlukla kapak için - sevdim doğrusu ya. Güzel duruyor XD.