Nikolay Gogol'dan okuduğum ilk kitap benim #k:9537. İçerisinde altı farklı öykü barındırıyor ve hemen hepsinde de ancak bir deliye ait olunabilecek sanrılar var. Absürtlük ve saçmalıklarla dolu olsa da içine çekildim her öykünün. Yeri geldi ben de burnu kovaladım, yeri geldi portreye ben de bakmak istedim.
Sadece aklıma şu takıldı ki: bazı öykülerin sonlarında bu olayların gerçekten yaşanıp yaşanmadığı anlaşılmıyor. Tabii ki bunlar gerçek olamaz diyebiliyor insan fakat kafasında da soru işareti yok olmuyor değil. İster istemez "acaba yeryüzünde gerçekten böyle bir tablo var mı diye? "düşünüyor insan. Tabii tabloya da bakmak istiyor.
Geçeklik ve gerçeklik dışının boylu boyunca uzandığı bu altı öykü aslında Nikolay Gogol'un kaleminin ne kadar güçlü olduğunu kanıtlıyor. Her şey tam açıklığa kavuşacak ve bir "oh" çekecekken yeniden bir olay oluyor ve kendimizi düşsel diyarda bulabiliyoruz; tabii hemen sonrasında anlıyoruz ki: aslında hepsi rüyaymış. İşte Gogol da böyle bir yazar.