"...referanssız bilgiyle dolu olması kısmından başlayalım çünkü bunu açıklıyordum biraz önce. Bu çok önemli esasında, bunun açıklanması lazım. Siz bir kitap yazarken yüzlerce, binlerce kaynak kullanıyorsunuz. Her kaynak için parantez açıp nereden alındığını yazmaya kalkarsanız okumada büyük güçlüklere neden oluyor. Hele bilime alışık olmayan, yatkın olmayan, bilimsel kitaplara roman okuma alışkanlığı ile bakmaya çalışan bir toplulukta siz böyle klasik Avrupa tarzında kitap yazdığınız zaman o çok başarılı olmaz. Ders kitaplarında bunu yapmaktan özellikle kaçındım. Ancak referanssız tek bir şekil ya da fotoğraf yoktur çünkü bunları referanssız vermek bir çeşit usulsüzlüktür. Ayrıca, yararlanılan bilgiye ilişkin kaynakların tümü "Kaynakça" bölümünde verilmiştir. Ancak, 1974 yılında Hamburg'ta bir konferansta, bir kaç eserini daha önce okuduğum, aslen fizyolog olan ve popüler bilim ile uğraşan Ditfurt von Hoimart'la tanıştım. Ona, Türk toplumunu popüler bilime yakınlaştırabilmek için, kendi katkılarımı da koyarak, eserlerinden yararlanmak istediğimi söyledim. "Buna izin verir misiniz" diye sorduğumda, "Bu, benim için de mutluluk kaynağı olur" diye yanıt verdi. Yıllar sonra, Türkiye' de, bilim adamı diye gezinen ancak toplumun aydınlatılması için parmağını oynatmayan insanları görünce, doğabilecek riski de göze alarak, Almanca adıyla hemen hemen benzer olan, benim konumu kısmen ilgilendiren, ancak birçok kişinin merakla öğrenmek istediği konuları içeren Evrenin Çocukları - Yaratılışın Öyküsü adlı, akademik herhangi bir yükseltmede ya da değerlendirmede kullanmadığım, kullanmayı da düşünmediğim bir kitap yazdım. (...) Kitabın akışını bozmamak için, alınan her cümlenin ya da paragrafın sonunda referans vermekten özellikle kaçındım; bunun da büyük bir yarar sağladığını gelen övgü dolu mektuplardan anladım. Çünkü insanların büyük bir kısmı, bu denli zor bir konuyu, çok akıcı bir üslupla sunduğum için bana teşekkür ediyorlardı. Yararlanılan her kaynak, kitabın arkasında verilmiştir. Ayrıca sadece birkaç bilginin alınmasından öte, çok daha kapsamlı bilgilerin alındığı kitaba, yani sayın Ditfurt von Hoimart'ın Kinder des Weltteils adlı kitabına girişte özel bir atıf yapılarak teşekkür edilmiştir. Oysa Bilimi kendi tapularında tutmak isteyenler, bana teşekkür edeceklerine, en yıkıcı şekilde, eleştirmeye, hatta TÜBİTAK başkanına giderek şikayet etmeye kadar vardırdılar işi. Bu bize musallat olan tipik davranış şekliydi: yapma; yık... Bazı konferanslarımda da referans kullanmam. Çünkü, birçoğunun yaptığı gibi, yüzde doksanı yabancı kaynaklardan yararlanılmış bir sunumu hiçbir zaman yapmadım. Konuşmalarımın büyük bir kısmı, parça parça bilgilere ve daha önce yapılmış çalışmalara ait olsa da, kurgu ve içeriği neredeyse yüzde yüz özgündür. Bu konuşmaların çoğu, bir kaç kişiye değil, her defasında yüzlerce akademisyenin bulunduğu salonlarda yapılmıştır; itirazı olan var ise, buralarda tepkilerini gösterebilirlerdi. Açıkça söylemeliyim ki böyle bir tepkiyi hiç yaşamadım; aklıselim olan, art niyeti olmayan herkes bu tarzıma alkış tuttu." (S. 247,248,249)
İleriki sayfalarda bu konu ile ilgili başka açıklamalar yaparsa buradan paylaşırım.