PERŞEMBE YAZILARI - 3
Perşembe Yazıları - 3 - Bu hafta da geçen haftaki kitapları okumaya devam ettim. İnsan birden fazla kitabı beraber okuyunca bitiremiyor. Artarda bitirmenin hazzı için sabrediyoruz diyelim. Perşembeniz mübarek olsun. Başlayalım… - Yavaşlık ve teenni kelimeleri nasıl bir çağrışım yapıyor? Mesela bir kimse için o işini teenni ile yapıyor demekle o işini yavaş yapıyor demek aynı şey mi? Bana teenni kelimesi müspet bir mana gibi gelirken yavaş kelimesi menfi bir mana gibi geliyor. Aynı kadim ve eski kelimeleri gibi… Neyse hayırlısı olsun :D - İsmet Özel'den şöyle bir alıntı bırakayım: "Müsamaha - Hoşgörü - Tolerans hangisini kullanıyoruz? Müsamaha ve hoşgörü aynı çevrede yaşayan insanların birbirlerine karşı gösterebilecekleri bir şeydir. Peki Türkiye gibi tarihinde bir kültürel parçalanma yaşamış bir ülkede müsamaha ve hoşgörü kavramını kullanmak ne kadar makul? Bizim dünyamızda müsamaha bir kabahati bağışlanacak hafiflikte sayıp hoşgörme, bazı yanlış davranışlara gözyumma, bir suçluya karşı şiddet göstermeyip aldırış etmeme anlamları taşıyor. Yani bir bakıma bizim dünyamızda hoşgörü, bir otoritenin kusurlu olanı keyfi olarak rahat bırakmasıdır. Otorite sahibi canı istemezse müsamaha göstermez, hoşgörmez. Tolerans ise tahammül etmek, katlanmak, kaldırabilmek manasına geliyor. Bir bakıma otoritenin sistem içi olmayan bir şeye karşı gösterdiği yumuşaklık anlamına geliyor. Bu minvalde açıklamaları yaptıktan sonra İsmet Özel şunu söylüyor: "Eğer kuvvetleri denk iki unsur arasında gösterilmesi hoşgörüden bahsediyorsak, onlardan âlicenaplık değil, her ikisinden de yanlış kabul ettiği bir hususlarda anlaşmalarını istiyoruz demektir. Aksi halde birbirine müsamaha gösteren insanlar her ikisinin de gücünün üstünde bir otoritenin zoruyla iyi geçinme mecburiyeti altındadırlar. Gerçekte isteseler de istemeseler de birbirlerinin alanlarına tecavüz etme imkanları yoktur. Öte yandan müsamahayı gösteren bir "otorite" ise ortada müsamaha yoktur. - Abdullah b. Selam (radıyallahu anh) diyor ki: "Ben Allah Rasulü'nü (sallallahu aleyhi ve sellem) gördüm ve dedim ki bu yüz bir yalancının yüzü olamaz ve ondan ilk duyduğum şey şu oldu: 'Selamı yayın, yemek ikram edin, sıla-i rahim yapın, insanlar uyurken namaz kılın ve cennete gidin." Bu hadisin bir kısmı bana Muzaffer Ozak Efendi'nin Amerika'ya gönderdiği halifesi Şeyh Tosun efendim ben orada ne yapacağım deyince Muzaffer Efendi ona, "Evini, gönlünü ve sofranı insanlara aç" der. Sonuçları da alınır…" - "İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunları değerlendirmekte aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit." Kainatın Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem) böyle buyuruyor. Ben sıhhat meselesinden pek anlamam ama zamanı iyi değerlendirmek için iyi ve makul bir program yaparak en azından boş vakit harcamayı daha da azaltabiliriz. Planlama için de Ayhan Çitil Hoca'nın zaman yönetimi videosunu paragrafın sonuna iliştireyim. (youtube.com/watch?v=rOYSgMq...) - Ahmed b. Hanbel, Bişr-i Hafi Hazretlerini tanımlarken "çok akıllı" diyor. Ne demek bu akıl? Bir sûfiye neden çok akıllı denir? Hocamız derste bu akıl kavramını Haris el-Muhasibî'den naklederek şöyle açıkladı: "Bir şeyin doğru ve yanlışını ayıt ettikten sonra doğruyu yapıp yanlıştan geri durmaktır." Şimdi Akıl ve Bişr-i Hafi neden akıllıymış anladık mı? Peki ya biz? Allah bize acısın… Bir yandan da şunu anlıyoruz. Demek ki mesele sadece doğruyu ve yanlışı ayıt etmek değilmiş, mesele O'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) diliyle hitama ersin. Ne diyordu Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): "Allah'ım hakkı hak bilip ona tabi olabilmeyi, batılı batıl bilip ondan uzak durabilmeyi nasip eyle…" Amin! - Ömer Faruk Dönmez ile yıllarca önce kitaplarını okuyarak tanışmıştım. Üslubu çok hoşuma gitmişti. Hem mizahi hem hikmetli. Rahmetli Abdülmetin Hoca gibiydi. Hatta kursta birisi gülerek kitap okuyorsa Ömer Faruk Dönmez mi okuyorsun derdik. (Muhammed Demirtaş'a selam olsun :D) Hasılı Ömer Faruk Dönmez'i okuya okuya en son Ab-ı Hayat kitabına kadar geldim. Ab-ı Hayat'ta bir Şeyh Efendi ile tanışan ve artık onun sohbetlerini yazan bir Ömer Faruk Dönmez'le karşı karşıyaydım. Artık mizah yerini aşk, adalet, merhamet ve ölçüye bırakmıştı. - Hikmet? - Hikmet olduğu gibi duruyordu. Bu aralar altını çizdiğim yerlere yeniden göz gezdirmeye başladım. Bir tanesini sizinle paylaşayım: "Ahlaklı insan; gevezelikle değil, havayla civayla değil, üstten satarak değil; merhametiyle sararak, şefkatiyle kucaklayarak hakikate taşımak ister karanlıkta kalmışı." - Salavatları artırmayı, Rasulü hatırlamayı unutmayalım. Cumamız bayram olsun… - Geleneği de devam ettirelim. "1-1900 arası bir sayı söyleyin de ben de size o sayının "Riyazussalihin'deki hadisini şerhiyle beraber atayım. 52 haftada 52 hadis şerhi eder. Allah bereket versin.. :D
Edebiyat
··
851 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Reis Allah kalemine kuvvet versin bana oradan 61. hadisi göndersen