"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen kemiren yaralar".
Diyor kitabında Sadık HidayetKör Baykuş üstteki satırlar ile ilk başta vuruyor zaten sizi. Sonra her sayfasında alıp götürüyor derinliklere. Kendinizi hayal ile gerçeğin arasında zaman ve mekanların değiştiği bir yolculuk içinde buluyorsunuz. Betimlemelerin yoğunluğu ile her anını yaşadığınız bir kitap ortaya çıkmış.
Çok severek okudum. Herkese naçizane tavsiye ederim. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Behçet Necatigil 'e değerli çevirisi için teşekkürler.
Arka Kapaktan Alıntı:
“Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.” Bu cümleyle açılır Sâdık Hidâyet’in başyapıtı Kör Baykuş. Bir anlığına görülen ve hayal mi gerçek mi olduğu anlaşılmayan güzel bir kadın, romanın isimsiz kahramanının tekdüze varoluşunu altüst edecek, onu zaman ve mekânın dışında geçen bir hikâyeye savuracaktır: Takıntılardan, korkulardan, sanrılardan oluşan bir dünyada geçen, içinde kendini yapayalnız bulduğu bir hikâyeye.
Modern İran edebiyatının kurucularından Sâdık Hidâyet’in 1936’da Bombay’da yayımladığı Kör Baykuş pek çok dile çevrildi, pek çok yazarı etkiledi. Bu kült romanı, Behçet Necatigil’in unutulmaz çevirisinden, Necatigil’in önsözü ve Hidâyet’in yakın dostu yazar Bozorg Alevî’nin sonsözüyle sunuyoruz.
Hem Doğu resim sanatı ve edebiyatının, Binbir Gece Masalları’nın hem de sembolizmin ve gerçeküstücülüğün izlerinin görüldüğü bu benzersiz romanla Hidâyet, modernizmi İran’a getirmişti.
Yirminci yüzyılın düşlemsel edebiyatında bir başyapıt.
Philippe Soupault
Başyapıt diye bir şey varsa budur.
André Breton