"Ötekiler, günah korkularıyla yeryüzü günlerimize kıymışlardı. Kendi zaaflarımızdan bile mutluluklar yaratabileceğimizi anlamadan. Kazıkların dibine binlerce yalan yığıp, bedenlerimizi ateşe attılar. Öğrettikleriyle, bizlere hiçbir kıyımın hesabının sorulmadığı yeryüzü günahlarının kapılarını açtılar. Onların insan olduğumuzda bizleri hiç tanımayan tanrılarına hep borçlu kaldık. Umutsuzluk tapınaklarının o kara yüzlü bekçileri, bizden sürekli insan olmamızı istediler. Sırf güzellik uğruna yorgun düşmenin hangi kutsal kitapta günah sayıldığını hiç açıklamadılar. Sarıldığımız bedenlerde tapılası olanı her aradığımızda, bizleri kendi kara törelerinin ilençlerinde boğdular"
En sevdiğim kısım burası idi. Paylaşmak istedim. Öte taraftan; bu kitap, hayata, insanlara, kelimelere gerçekten dokunmayı unuttuğumuz bir çağda, içimizi yumuşatan bir hatırlatma gibi. Omzumuza dokunup dur biraz diyor.
Günlük koşturmacada fark etmediğimiz duyguları, ilişkileri, sessizlikleri öyle sakin ve derin anlatıyor ki bazı cümleleri okurken durup düşünmek istiyorsun. Abartısız, gösterişsiz ama çok içten.
Aceleye gelmeyecek türden bi kitap. Tavsiye ediyorum.