Puan vermedi·76 syf.····Okunma: 08 Eylül 2022 14:23 Yaşar Kemal’in Tek Kanatlı Bir Kuş romanında korkunun salgın bir hastalık gibi yayılan, istilacı bir duygu olduğunu görüyoruz. Bir postane memurunun yeni bir kasabaya atanmasıyla başlıyor her şey. Karısı Melek Hanım ile birlikte Remzi Bey, gardan kasabaya gidebilmek için bir taşıt aramaktadırlar. Gitmek istediği yeri söylediğinde herkes ona aklını kaçırdığını söyler. Söylentiye göre, o kasabada çok uğursuz bir şey vardır ve orada yaşayan herkes bu sebeple orayı terk etmiştir. Başta ‘öyle şey mi olur canım’ diye düşünseler de, kimsenin kendilerini götürmeyip ortada kaldıklarında Melek Hanım, Remzi Bey ve Almanya’dan gelip o kasabaya gitmek isteyen bir grup insan, şüphelenmeye başlarlar. Korku yavaş yavaş onları da esir almaya başlamıştır.
Korku sıradan bir duygudur aslında ve her insan içinde başka türlü korkular besler. Ancak bazları için korku hayatın odak noktası olup, yaşamlarını korkularına göre şekillendirebiliyorlar. Bu noktada biraz batıl inançlara da değinmek istiyorum. Batıl inançların da temelinde korku yatıyor ve maalesef bizim toplumumuzda çok yaygın. Bu konuya verilecek çok fazla örnek var ancak tahtaya vurmak hemen hemen herkesin uyguladığı bir ritüel. Bunu neden yaptığını sorduğunuzda ise alacağınız yanıt genellikle ‘bilmiyorum, alışkanlık’ ve türevleri şeklinde olacaktır. Benzer şekilde birçoğumuz neden korktuğumuzu bilmeyiz ve yüzleşmekten kaçınırız çoğu zaman. Hâl böyle olunca, korkunun esiri olmamak işten bile değil. Duyduklarımızı mantık süzgecinden geçirip, doğruluğunu teyit etmeden inanmak yaptığımız en büyük hata. Yaşar Kemal, Tek Kanatlı Bir Kuş’ta bize bunu çok güzel anlatmış. Dili çok sade ve sayfa sayısı az olduğundan bir oturuşta okuyabilirsiniz.