Puan vermedi·556 syf.····Okunma: 17 Ekim 2022 16:32 Emile Zola'nın Nasıl Ölünür'ünü okuyan biri onun mutlu sonlarla işi olmadığını iyi bilir. Fransa kömür madenlerinde çalışan işçilerin hayatını anlatmış Germinal'de. Bu kitabı okuduktan sonra yazara sosyalist demek baya zor. Ama öyle. Sadece mutlu sonlu kitaplar yazacak kadar pollyanna değil. Gerçeği yazmış diyebiliriz. İşçilerin bir umut peşinde çıktıkları Grev yolu eskisinden beter bir şekilde yaşamayı öğrenmeleri ile sonlanıyor. Doğru. Ama bu hiç bir şey öğrenmedikleri anlamına gelmez. Çok yoğun bir okuma oldu. Ben kitaba geçen hafta başladım, bu arada bizde ülkemizde bir felaket yaşadık maalesef. İçeriği hakkında ne desem boş. Yıllar önce bin beterini yaşamıştık. Aynı yerdeyiz. Benim bu kitabı okurken dahi nefesim kesildi. İnsan kendi isteğiyle yerin yedi kat dibine iner mi? Bunlar demagoji değil gerçek. Yani evet yukarda açlık kesin, aşağıda ölüm? Olasılık. Ama o olasılık gelip insanı bulunca da yapacak bir şey kalmıyor. Burada "yukarda açlık kesin" olgusuna çok acı bir şekilde ikna oluyor insan kitabı okuyunca. İnce karşılaştırmalar vardı. Bir yanda şunlar bir yanda bunlar şeklinde. Kimsenin kimsenin ekmeğinde gözü olmasın evet ama bu dengesizlik çok hayatlar karartıyor. Sebepsiz, haksız zenginleşmenin olduğu yerde haktan hukuktan bahsedilemez. Birinin emeği ile kazandığıyla karnı bile doymazken, öbürü o karnı bile doymayanların emeği ile "zengin" oluyor. Yürek fukaraları. Sadece madenci iş adamları değil, dünya üzerinde başkasının emeği üzerinden geçinen herkes asalaktır. Biri bütün gün çalışıp, akşam eve gidince acaba bugün cevaplamadığım bir şey var mı diye kendini sorguluyorken öbürü tüm gün oturup saat dolduruyorsa benden yana helal olsun, ama bu tip şeylerde milyonlarca insanın hakkı var. Her şey için geçerli bu. Korkunç. Muhakkak okunması gereken bir klâsik.