Bir gün Hüseyin Rahmi GÜRPINAR’a Hanımnine isimli bir okurundan mektup gelir. Bey oğlum! diye başlayan mektupta Hanımnine; yazardan cinli, perili, olağanüstü varlıklarla dolu, eğlenceli bir roman yazmasını ister ve Gürpınar bu çağrıya cevap niteliğinde bir roman yazmak için sıvar kolları, nihayetinde ortaya trajikomik bu eser çıkar. İlk başta okurunu Muhsine hanımefendi ile tanışık eder. Her şey onun iş araması ile başlar. İstanbul’da bir konakta bir tanışı vasıtası ile iş bulur. Konağın kapısından içeri girdikten sonra olaylar birbirleriyle kördüğüm olmaya başlar. Korku, gerilim sahnelerine tanık oluruz. Yazar, muazzam betimlemeleri sayesinde yaşananları bizlere okutmayıp film şeridi misali izlettirir. Muhsine bir yandan bu doğaüstü olaylara ve varlıklara alışmaya çalışırken diğer yandan da olayların iç yüzünü öğrenmeye çalışır. Tüm bunlar yaşanırken dönemin İstanbul kültürü ile ilgili birçok bilgi öğreniriz. En sonunda konağın hizmetlisi Hasan sayesinde düğümler bir bir çözülür gerçekler su yüzüne çıkar. Kitabın son cümlesini okuduğumuzda anlarız ki tüm tuhaf ve korku dolu varlıklardan daha ürkütücü ve korkulası bir varlık vardır ki o da insandır. Eseri yeşilçam filmi olarak hemen hepimiz izlemişizdir lakin kitap ile film arasında dağlar kadar fark var. Son olarak; Sayın Gürpınar iyiki Hanımnine’nin mektubuna cevap vermişsin de ortaya bu eser çıkmış.