Gönderi

Sırça Köşk
8/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
13 hikaye 4 masaldan oluşan bir Sabahattin Ali eseridir. Sabahattin Ali bu eserinde hem toplum düzenini hem devlet düzenini eleştirmiş bu eleştirilerin bazı kimselere dokunmasıyla bu kitap bir dönem yasaklanmıştır. Bu kitap Sabahattin Ali'nin yayımladığı son hikaye kitabıdır. Sabahattin Ali yazdıkları sebebiyle çokça kez yargılanmış bir yazardır. Sırça köşk nedeniyle yargılandığı sıralarda artık bu durum canına tak etmiş ve Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş fakat bu yolculuğu bitiremeden öldürülmüştür. Bazı kaynaklarda bunun MİT'in kararı olduğu bazı kaynaklarda katilın hususi hislerinden dolayı yaptığı yazar fakat iki durumda da Sabahattin Ali'nin ölümüne gerekçe olarak yazdıkları gösterilir. İşte ben bu yüzden bu eserin dikkatle okunması, kitaptaki eleştiriler üzerine düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer ki bir eleştiri insanları bu kadar çok rahatsız ediyorsa o eleştiride mutlaka ama mutlaka doğruluk payı vardır. Gelelim hikayelere özellikle bahsetmek istediğim 6 hikaye var: Birincisi, "Katil Osman" bu hikayede toplum tarafından itham edildiği kişiye dönüşen genç bir adam anlatılıyor. Toplumun yanılsamalar onun kötü kabusunun bir ön gösterimi oluyor. Gerçekleşmeyen olaylarda ısrarlı olunduğunda o hikaye bir şekilde o hale evriliyor. Osman kendini bir yanlış anlaşılmanın gerçeğe dönüştüğü yerde buluyor. Bu hikaye "Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür." Diye mırıldanan bir mahkumla sona eriyor. İkincisi, "Bahtiyar Köpek" kitabın arka kapağında bu hikayeden bir alıntı var. ''Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?' diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir kaşık toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?''' ben bu alıntıyı okuyunca zennettim ki bu defa Sabahattin Ali bize umuttan, mutluluktan söz edecek fakat sadece zannedebildim işte.. kitaba bir başlıyorsunuz toplumsal sorunlar, siyasi sorunlar, yoksulluk, eziyet, fitne fesat içinde boğulan insanlar, hırsızlar, mağdurlar, eziyet görenler, kullanılanlar hepsini teker teker okuyorsunuz ve içten içe Sabahattin Ali'ye karşı bir siteminiz oluyor. Sonra kitabın ortalarında bu hikayeye denk geliyorsunuz. Okuyor ve Sabahattin Ali'nin derdini anlıyorsunuz. Okuyor ve Sabahattin Ali'nin zihnine bir adım daha yaklaşıyorsunuz. Bu hikaye bahtiyar bir köpeği anlatıyor ve Sabahattin Ali diyor ki, "Ah, ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlukları, hayatı, güzelliği, saadeti severim. Bahtiyar bir köpek bile benim içimi sevinçle dolduruyor. Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemişim. İçim tatlı, sıcak, neşeli şeyler anlatmak isteğiyle yanıyor.Hele cümle alem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşsun, bakın ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!" Üçüncüsü, "Çilli" bu hikayeyi eski bir öğretmenin ağzından okuyoruz. Hikaye başlarken karakterimiz bir kadınla karşılaşıyor. Muhakkak tanıdığını düşünüyor ama bir türlü çıkaramıyor. En nihayetinde altın sarısı saçlarıyla ve kızıl çilleriyle karşısında duran kadının zamanında çok sevdiği bir oğrencisi olduğunu hatırlıyor. Sonra bu kızıl çillerin sahibi Nigar derdini anlatmaya başlıyor. Bu hikayenin bizim için en çarpıcı kısmı 1947'den bu yana kadınların hayat hikâyelerinde aynı sorunları yer alması oluyor. Nigar'ı dinlerken bu memleketteki birçok kadının sesi çınlıyor kulaklarınızda. Dördüncüsü, "Cankurtaran" bu hikaye bir kadının doğum sancılarıyla başlıyor. Sonra cahillik çarpıyor gözünüze, yokluk kesiyor önünüzü, iyi olanlar umudunu kaybediyor fırsatçılar yokluyor zihninizi. Sonrasında bir bakıyorsunuz başka sancılarla sona ermiş hikaye. Beşincisi, "Çirkince" bu hikayede kararkterimizin zihnimde yıllar öncesine ait bir hatıra var. Çocukluğunda gittiği çirkince köyünden bahsediyor bize. Bu köyün adı çirkince fakat kendisi pek bir şirince sonrasında zaten ismi şirince olarak değiştiriliyor ama ne yazık ki adı şirince olduktan sonra köy çirkin bir hal almaya başlıyor ve tam da çirkinleştiği sıralarda karakterimizin köyü ziyaret etmesi, neler olduğunu anlamaya çalışmasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Gerçekten de İzmir'de bu hikayeye sahip şirince adında bir köy var. şimdiki haline bakınca bu defa mutlu oluyoruz ve bazı şeylerin tekrar güzelleşebileceğini görüyoruz. şimdilerde şirince köyü 1947 yılındaki halinin aksine isminin hakkını veriyor. Ve sonuncu hikayemiz, "Kurtla Kuzu" bu hikaye insana çok kez sorgulatıyor. Bu hayatta kurtla kuzu metaforuna bürünebilecek birçok şeyi gözden geçirmenizi sağlıyor. Hikaye bize işkenceden bahsediyor. Diyor ki, "zaten işkence nedir irademiz ve kafamız bizi küçültecek bir iş yapmadıkça, işkence sadece bir fizyoloji meselesidir. Etlerimiz, sinirlerimiz dayanabildikleri kadar dayanırlar sonra tabiat ne derse o olur. Ama ruhumuzu kamçılattırmak elimizdedir." Bir ara da şöyle dikkat çeken bir soru yöneltiyor kahramanımız " Düşünün bir insanın celladına gülümsemesi, Kendi yumuşaklığı ile onu yumuşatabileceğini sanması kadar gülünç, adi şey olur mu?" En nihayetinde bu kitap aklınızda düsündüren sorgulatan bir kitap olarak kalıyor. Okurken memleketin dört bir yanını gezmiş, dört bir yanından insanla hasbihal etmiş, memleketin derdine ortak olmuş gibi hissediyorsunuz. Son olarak kitaba ismini veren sırça köşk masalından bir alıntı ekliyorum, "sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. en heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter." Rüveyda Aladağ 24.10.2022
Edebiyat
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,7bin okunma
·
153 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.