Dostoyevski'den nefret etememe sebep olan eserdir. 2 yıl boyunca rafımda bekledi. Karakterin iç dünyası uç noktada olsa da herkesin kendi içinde az da olsa sakladığı birtakım içgüdüler ve savunma mekanizmalarıyla dolu ve okurken bununla yüzleşmek zorunda kalıyorsunuz. Kendinize söylediğiniz yalanları farkediyorsunuz dolayısıyla da ızdırap veren bir okuma süreci oluyor.
Kitabın karakteri hep dürüst olduğunu iddia ediyor. İlk başta hassiktir ordan diyorsunuz ama işin garip yanı size karşı gerçekten dürüst sadece kendine karşı dürüst değil ve dolayısıyla gerçekten size yalan söylemiyor. Kendi kendine yalan söylüyor. Sizi ikna etmeye çalışıyormuş gibi konuşuyor ama kendini ikna etme çabası içerisinde. Ayrıca siz sanki ona inanmıyormuşsunuzcasına sürekli bir savunma ve ekstra açıklamalar var. Tüm bunlar okur için yazılmış gibi görünüyor olsa da karakter okurdan bağımsız kendi içinde bir savaşın içinde. Korkunç bir psikolojiyle yaşıyor. DÜNYANIN DEĞİL. evrenin en yorucu karakteri olduğunu düşünüyorum. İlk başta tahlil etme konusunda hevesliydim ama öyle bir noktaya geldi ki. Kalsın ben bu adamı anlamak falan istemiyorum dedim. Anladıklarım da bana yetti.
Dostoyevski gerçekten inanılmaz bir gözlemci. Gözlemcilik sadece dışarıya değil içeriye de açılan bir pencere ve aslında insanlığa dair olanı ortaya koyan da sanıldığı üzere dış gözleme dayalı olan değil. Yalnızca iç gözlemle farkedilebilecek olan bir üst bilinç halidir. Bir yazar buna sahip olduğunda eser de evrensel oluyor.