Gönderi

Dalgalar Kitap Yorumu
7/10
·261 syf.··
2022 9. kitabı
“Düşünceler binlerce kez kırılır ama sadece bir defa küre halinde bütünleşirler.” Tek kişilik bir tiyatro oyunu düşünün. Oyunun yazarı, seyirciye hikayenin gidişatını anlatmak için normalden fazla bir çaba göstermek zorunda - bu tartışmaya açık bir mesele olabilir belki - ama eğer seyirci birden fazla karakter ve farklı tiyatro dekorları arasında olsaydı oyunu daha kolaylıkla kavrayabilirdi. Muhtemelen o durumda da karakterlerin iç seslerine ulaşmamız daha zor olurdu. Ben Virginia Woolf’un Dalgalar isimli eserini okurken her karakterin sırayla söze girdiği bir altı kişilik tiyatro hayal ettim. Bu altı kişilik tiyatroda karakterler birbirleriyle konuşmuyor, birbirlerine dokunmuyor, direkt iletişimden kaçınıyor; kendi sıraları geldiğinde söze giriyorlar, kendi üstlerindeki ışık yanıyor, repliklerini söylüyorlar ve işleri bitince tekrar kendi sıralarının gelmesini bekliyorlar. Bana göre Dalgalar tam da bu duruma uyabilecek bir eserdi. Deneysel bir eser olduğu kesin, kitabı okumaya alışması da kolay değil. Karakterler, herkesin hayatındaki kişilerin karaktere dönüştürülmüş hali gibi. Normalde edebi eserlerde çok uç olmasa da bir anormallikten bahsedilir: çözümlenemeyen bir cinayet, olumsuz ve her gün karşılaşılmayan bir durum, özel bir karakter… Bu kitapta bu tarz bir durumla karşılaşmayacaksınız; ne insanoğlunun yaşamında çekirdek anı olarak kabul edilebilecel anlar, ne karakteriyle ve şair kişiliğiyle çevresindekileri etkileyen karakterler. Kısacası bu kitapta çoğu şey olağan. Altı ana karakterimizin hayatında olan olayları okuyoruz, ama hiçbiri bizi şaşırtmıyor, gayet olağan geliyor. Çocuk sahibi olmak, evlenmek, okulu bitirmek, bir restoranda yemek yemek, bir buluşmaya gitmek… Olaylar okurun ilgisini çekmek için değil de çevremizdeki ve içimizdeki sesleri bir eser olarak ortaya koyabilmek için yazılmış belli. Bunun dışında aşk, nefret, ölüm ve dahasına değiniliyor, en çok da karakterlerin aklına o anda gelmiş olan şeylere değiniliyor. Öyle ki okurken Woolf’un bir karakterin patatesi ne kadar sevdiğinden bahsedeceği satırlar dolusu bir paragraf yazmış olabileceğine kendimi inandırmıştım. Woolf’un kitaplarının basımevleri tarafından reddedilmesi ve kitaplarını kendisinin basmak zorunda kalmasını çok ilham verici bulmuşumdur - nedenini anlamanın zor olmadığını bilsem bile. Bunu söylememin nedeni eserin herkesde zevk ve okuma isteği uyandırmayabileceği. Eserin edebi bir kaygıyla yazılmış olduğunu da düşünmüyorum. Dürüst olmak gerekirse okurken öyle sıkıldım ki anlatamam! Yine de şiirselliğiyle ve ilginç bakış açılarıyla donatıldığından kitabı kısa sürede bitirdim. Eser boyu leitmotivler ve metaforlar kullanılmış. Bunların başında sırasıyla Louis’in babasının işinden çok sık bahsetmesi ve “dalgalar” geliyor. Eserin edebi bir kaygıyla yazılmadığını düşündüğümden bahsetmiştim ve tam olarak bu nedenle kullanılan edebi teknikler esere farklı bir hava katmış. Belki de “Dalgalar”ı belirli bir kalıba sokmaya çalışmak saçmadır. Onu yazıldığı gibi farklılıklarıyla kabullenmek gerek. Kısaca özetlemek gerekirse kitabın herkese hitap edeceğini düşünmüyorum. Bazı insanların çok ilgisini çeker, bazıları içinse tam bir işkenceye dönüşür. Benim deneyimime göre kitap sürükleyici falan değil, bu faktörleri bir kenara bırakalım, ilgi çekici bir konusu vesaire yok; ama deneyselliğiyle okura farklı bir edebi deneyim sunuyor, yer yer bir piyes okuyormuşsunuz hissiyatı yaşatıyor, bu hisler de eseri kesinlikle okumaya değer kılıyor. Umarım siz olay örgüsünden de benim aldığımdan daha büyük bir haz alabilirsiniz, yoksa yazım şeklinin ilginizi çekeceğinden şüphem yok. Herkese bol kitaplı ve sağlıklı günler diliyorum!
Edebiyat
DalgalarVirginia Woolf · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20203,957 okunma
·
1.377 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.