Boğaziçi'nde Bosnalılar Yalısı'nda doğup büyümüş ve şuan aynı yalının bahçesindeki küçük evinde hayatını devam ettiren paşa torunu Leyla Hanım, yalının yeni sahibi Ömer Cevheroğlu ve eşi Necla tarafından sokağa atılır ve mahallenin çocuklarından gazeteci Yusuf'un ısrarları üzerine Cihangir'deki bekâr evine sığınmak zorunda kalır.
Yusuf'un sevgilisi Rukiye “Roxy” hip-hop tarzı müzik yapan bir grubu olan ve aile geçmişi sorunlu Almancı bir kızdır. Hayatta iyi insanların da var olabileceğini unutmuş saldırgan bir ruh haline sahip Roxy, Leyla Hanım’ın gelişini kabullenmekte oldukça zorlanır. Fakat Leyla Hanım onun kendini bulmasında en önemli etken olmak üzeredir..
Romanda bize aktarılan Leyla Hanım’ın evine, özüne sahip çıkma çabasından ziyade birde yalının yeni sahibi Ömer Cevheroğlu ve Kadızade Konağı'nda dört kuşaktır uşaklık yapan bir aileden gelen babası Ali Yekta Bey’in sağlıksız ve hırs dolu baba oğul ilişkisi anlatılmaktadır. Her biri ayrı bir dünyadan gelen bu insanların hayatlarının kesişmesi, onların hem kendilerini hem de birbirlerini değiştirmeleri, aslında “ev” kavramının sahip değil, ait hissettiğin yer olduğunu anlamamızı sağlıyor..
“Biraz erken ya da biraz geç ölmenin bir anlamı olmadığına göre, yaşamanın amacı neydi? Zaten yok olacak kumdan şatolar yapmak neye yarıyordu? Büyük bir mücadele içinde olan insanlar böyle şeyler düşünmüyor, kendilerini hayattaki başarılarına adıyorlardı. Ama insanın temel duygusu buydu. Yeryüzü korkusu, yaşam ürkekliği, geçici olmanın yarattığı yürek burkulması. Yani boşluk, büyük bir boşluk.”
(syf:218)
Leyla'nın EviZülfü Livaneli