Gönderi

Türkçülükle Kin Arasında Sıkışmış Bir Kalem
3/10
·136 syf.··
2022 66. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2022 17:26
Türkiye’deki kavram karmaşalarının bir başka abuk örneği olan kafatasçı. Türkçülük çizgisini severim, Türk kültürünü de benzer şekilde. Türkler tarihin gördüğü önemli milletlerden biridir bence ama Nihal Atsız kafasına ulaşacak kadar da yüceltmek bana akla yatkın gelmiyor. Adamın düşünceleri öylesine uç ki, az biraz ilerleyip köşeyi dönsen karşına Hitler çıkar. Atsız'ın kafatasçı Türklük anlayışının peşine takılırsanız, dünya üzerindeki Türk sayısı Asya steplerinde yaşayan bir avuç Türk'ten öteye geçmez. Atsız ekolünü gülünç buluyorum. Akla yatkın Türklük anlayışı, Yusuf Akçura/Ziya Gökalp ekolüdür. Bilemiyorum belki daha derinlemesine bakıp anlamaya çalışmak lazım ama benim yakın olduğum ekol Ziya Gökalp ve Namık Kemal çizgisi. Çok uçlara değmeden ama omurgalı bir duruş sergileyerek yaşamak. Atsız çok iyi bir tarihçi ama duygusal refleksleri yüzünden iniş çıkışları çok keskin. Cumhuriyetin ilk dönemleri hakkındaki o korkunç hakarete varan eleştirilerini ve Atatürk hakkındaki tutarsızlığını dikkate aldığımda, kendisine karşı yakın bir duruşum söz konusu değil. Özellikle Rıza Nur'la tanışınca, kişilere, olaylara ve ideolojilere karşı bakışında korkunç bir değişim yaşanıyor. Z Vitamini romanında Atsız, modern tıbbı, ilaç endüstrisini ve bilimsel otoriteleri eleştiriyor. Bu bölüm, ilk bakışta “komplo teorisi” gibi görünse de, aslında dönemin bilimsel gelişmelerine karşı bir şüphecilik içeriyor. Z Vitamini, uydurma bir molekül; ama Atsız bunu kullanarak “bilim dalkavukluğu”na saldırıyor. Yani her söylenene inanan, sorgulamayan, akademik otoriteyi tanrılaştıran bir zihniyeti hedef alıyor. Ancak alt metin burada da boş değil. Atsız, Z Vitamini’ni sadece bilimsel bir alegori olarak değil, aynı zamanda İsmet İnönü döneminin “zayıf liderlik” algısına bir taşlama olarak kullanıyor. Molekülün etkisizliği ama herkesin ona tapması, İnönü’nün “güçsüz ama kutsanan” pozisyonunu hicvediyor. Bu eleştirinin bazı noktaları yerinde. Bilimsel otorite eleştirilebilir, sorgulanabilir. Z Vitamini, bir alegori olarak zekice. Yine de burada Atatürk’e doğrudan bir saldırı yok. Bu yüzden Z Vitamini kısmı, Dalkavuklar Gecesi’nin ideolojik öfkesinden daha dengeli ve tartışmaya açık. Gelelim Dalkavuklar Gecesi kısmına. Bu romanı, edebiyat değil, bir hesaplaşma metnidir. Ama bu hesaplaşma, ne yazık ki, Türk milletinin kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk’e yönelmiş bir öfke patlamasıdır ve Atatürk’ün kurmuş olduğu Kemalizme yönelik. Atsız burada, Rıza Nur’un psikolojik iftira geleneğini devam ettirir. Atatürk’ü bir tiran, dalkavuklarla çevrili bir despot, fikir düşmanı olarak resmeder. Atatürk'e bütün gününü sarhoş geçiren, hıyar burunlu, vatan savunması sırasında yüzüne şarapnel parçası geldiği için gözü şehla biliyorsunuz, bununla gırgır geçip "şaşı gözlü" benzetmesi yapan, her önüne gelen kadınla düşüp kalktığını iddia eden Rıza Nur tarzı binbir hakaret sıralayan birçok hakaret içeriyor. Romanın alegorik yapısı, isimleri değiştirerek ama niyetleri saklamadan yazılmış bir linç metnine dönüşür. Bu, tarihsel gerçeklikle taban tabana zıttır. Atatürk, Nutuk’ta bile kendi hatalarını açıkça yazan, halkı bilinçlendirmeye çalışan, fikir adamlarını etrafında toplayan bir liderdir. Atsız’ın çizdiği karikatür, tarihsel değil, kişisel bir öfkenin ürünüdür. Bu yüzden Dalkavuklar Gecesi, edebî değil, ideolojik bir sabotaj metnidir. On sekiz yaşında bir gencin, kırklı yaşlara geldiğinde birçok fikri, düşüncesi değişmiş olur. Bu gayet olağandır. Ama elli yaşında adamın -ki neredeyse kusursuz bir tarihçidir- bu sözleri ciddiye alınamaz, kimse kusura bakmasın. "İleriye bakamazsın, gözün kamaşır. İstikbali kucağında bu mazi taşır... Arkasında olmasaydı şanlı bir mazi Bu milletten çıkar mıydı bir büyük 'gazi'?" Bunu yazan da aynı adam. Ama bu, diğer zırvalıklarını görmezden geleceğimiz anlamına gelmiyor. Bazı Atsız fanatikleri, bu eleştirilerin İsmet İnönü’ye yöneldiğini iddia eder. Ancak bu, metni ideolojik olarak aklamaya çalışan bir çarpıtmadır. Çünkü romandaki lider figürünün kibri, çevresindeki dalkavuklar, fikir düşmanlığı, baskıcılığı ve devrimci tavrıyla Atatürk’ü birebir yansıttığı açıktır. İnönü savunması, Atsız’ı aklamaya çalışanların “Atatürk’e laf ettirmeyiz ama Atsız’ı da severiz” çelişkisini örtme çabasıdır. İslamcılar da aynı zihniyetteler. Atatürk'e dil uzatmaya götü yemeyen, İsmet İnönü'ye saldırdı cumhuriyet tarihi boyunca. Tüm bunları bir köşeye bıraksak bile, o dönem Atsız'ın kendi çıkardığı derginin köşesinden Kemalizm'e ateş eden metinleri nereye koyacağız? “Kemalizm denilen muazzam safsata kısmen Fransa kısmen de İtalya ve Rusya'dan alınmak suretiyle dış âlemin bir değil, birkaç merkezine birden bağlı olan, bu suretle diğerlerinden daha çok ve karmakarışık bir şekilde dışarıya bağlı bulunan bir ucubedir! Bugün dönme, mason ve Kemalist güruhunun ağzında sakız gibi dolaşan yobazlık kelimesi en çok kendilerine yakışmaktadır: İnkılâp yobazları kendilerinden başka türlü düşünenlere tahammül edemeyen Kemalist ve mason yobazlar.” (Hüseyin Nihal Atsız - Orkun Dergisi, Şubat 1951). “Türkiye cumhuriyeti 1950 mayısında kurulmuştur. Ondan önceki 1923-1950 çağ gayrimeşru ve müstebit bir diktatörlük zamanıdır. Diktatörlüğü yapan Halk Partisi, bilhassa onun ileri gelenleridir. Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Müstakil Gurup gibi maskaralıklarla milletin ve dünyanın gözünü boyamaya kalkan ve boyadık zannedecek kadar da zekâdan mahrum olan bu partinin yaptığı kanunlar kanun olmak vasfını haiz değildir. Çünkü kanunları millet tarafından namuslu seçimlerle seçilen Millet Meclisleri yapar. Halbuki birinci ve sonuncusu müstesna, Millet Meclisleri namuslu seçimlerle seçilmiş değil; tehditler, dalavereler ve emirlerle tayin edilmiştir.” (Orkun Dergisi, Kurucular Meclisi, 9. Sayı, 1 Aralık 1950). Şu ağır ifadeleri nereye koyacağız? Atatürk'e "zekadan mahrum", "haydut çetesinin başı" diyen birini nasıl ciddiye alayım? Nihal Atsız'a göre, Cumhuriyeti İstanbul Emniyet Müdürü'nün karısı Ayhan Aydan'a göz koyan, Başbakanlığını kullanarak kadınla zorla cinsel ilişki yaşayan, örtülü ödenek üzerinden Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Necip Fazıl Kısakürek'i fonlayan -ki Menderes'i ipe götüren en büyük sebeplerden biridir bu örtülü ödenek üzerinden Cumhuriyet düşmanlarını beslemesi- Adnan Menderes kurmuş shshs. Bu arada, Atatürk kutsal bir varlık değil. Eleştirilebilir. Buradaki temel sorun, çarpıklık. Bu noktada Atsız’ın Türkçülüğü ile Atatürk’ün Türkçülüğü arasında bir ayrım yapmak gerekir. Atatürk, Ziya Gökalp çizgisinden gelen, halkçı, devlet aklıyla yürüyen bir Türkçülük inşa ederken; Atsız, daha aristokratik, soy temelli, Batı karşıtı bir damar üzerinden yürür. Bu fark, Atsız’ın Atatürk’e olan öfkesinin temelidir. Çünkü Atatürk, hem Batılılaşmayı hem Türkleşmeyi birlikte yürütmüştür. Atatürk, demokratik bir adam, daha hayattayken çoklu parti denemeleri yapmış, ülkenin gerçekten cumhuriyet ile yönetilmesini istiyor. Atsız ise Batı’yı “yozlaştırıcı”, Atatürk’ü ise “Batı’nın uşağı” gibi görür. Bu, tarihsel olarak hem yanlış hem de tehlikeli bir bakış açısıdır. Böylesi iki insanın ortak noktada buluşabileceği tek şey, Türklük ve Türkçülük. Haliyle, Atsız'ı sanki en büyük Atatürkçü oymuş gibi lanse etmenin anlamı yok. Bu çarpıklıklar rahatsız edici. Kısacası Atsız bir Atatürkçü değil. Atsız, Atatürk karşıtı bir düşünce adamıdır. Bugün Atsız'ı savunanlar, günümüz geçerli siyasi politika sonucu, Atsız kadar Atatürk karşıtı olmayabilir. Bu başka bir şey, ama Atsız Atatürk'ü açıkça eleştiren ve milliyetçiliği yetersiz bulup "ırkçı" olunması gerektiğini savunan birisiydi. Atsız'ın kaleme aldığı yazıları eleştiri süzgecinden geçiren okurlar rahatlıkla bu ayrımı görebilir. Sırf bu ayrımı anlamak için, hiç olmazsa Dalkavuklar Gecesi kitabını göz gezdirin. Atsız'ı sevmenize bir şey diyemem. Hem Atatürkçü, hem Atsızcı olmak bana göre tutarsızlık. Hem Türkçü, hem İslamcı olmak gibi abuk bir şey. Atatürk'e "Haydut çetesinin başı, ayık gezmeyen ayyaş, hıyar burunlu" ifadelerini kullanan birine sempati duyup, aynı zamanda Atatürkçü olmak baştan aşağı trajikomik bir ruh halidir. (: Kendisini "Atsızcı" olarak tanımlayan insanlarla bir sorunum yok tabii ki ama aynı zamanda "Atatürkçü" olduğunu da söyleyenler açıp bu kitabı okusunlar lütfen. Atsız konusunu şöyle kapatalım: Türkçülük davasına büyük katkılar sunmuş bir fikir adamıdır. Kalemi de çok sağlam bir edebiyat yönü var. Aynı sağlamlığa sahip bir tarihçiliği. Bu iki yönünü eleştirebilecek bir çapa sahip değilim zaten. Ancak Dalkavuklar Gecesi gibi metinlerde bu dava, benim için kişisel öfkenin gölgesinde kalır. Atatürk’e yöneltilen hakaretler, tarihsel değil, duygusaldır. Bu, Türkçülüğe hizmet etmez; aksine, onu bölücülüğe sürükler. Türkçü bir tarihçi, Atatürk’ü eleştirebilir; ama onu Rıza Nur tarzı bir dille aşağılamak, Türk milletinin hafızasına ihanettir. Böylesi çarpık düşüncelere sahip oluşu, kendisine karşı mesafeli olmamdaki en büyük etkendir. Yine dayanamayıp size lafını sakınmayan inceleme yazdım. Ulan nankörsünüz ama okuyanın kafasına bilgi çivisini çakan incelemeler okumanızı istiyorum. Aniden ölürsem falan, şarap eşliğinde okurken kösnük ruhumu anar, biraz küfür edersiniz shsh. #185667790
Edebiyat
Dalkavuklar Gecesi - Z VitaminiHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 20198,8bin okunma
·
4 +1'leme
·
2.223 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Şarap eşliğinde okumamızı incelemenin başında niye söylemiyorsun, şimdi tekrar okuyunca ilk okuduğum hazzı alamayacağım, okura büyük bir darbe daha. Burada bir küfür yazdığını düşünün sdhkswhds
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Bakacağız, söz veremem. :)
Eleştiriye eleştiri yapayım: Bence edebiyat yönü de eleştirilmeli. Çok iyi bir şair ancak çok kötü bir yazar. Romanlarındaki karakter gelişimi, zaman akışı, bağlayıcılık vs kötü. Romanlarında sürekli Türklüğe bağlamak istiyor ama bu esnada roman tekniğini kaçırıyor. Şiirlerinin seviyesine ulaşacak insan çok az olsa da romanları açısından aynı şeyi söyleyemem.
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Eleştirin için teşekkürler. :) Edebiyat daha kişisel bir konu olduğu için kesin konuşamam. Herkeste bırakacağı tat farklı olacaktır. O yüzden bunu okuyucuya bırakıyorum.