Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 11 Ekim 2022 17:56 Yazarın ilk ve tek romanı olma özelliğini taşıyan Sırça Fanus’un aslında takma bir isimle yayınlandığını, intiharından sonra Slyvia Plath’e ait olduğunun ortaya çıktığını biliyor muydunuz? Hatta yazarın annesi kitabın Amerika’da yasaklanması için uğraşmış ama pek başarılı olamamıştır.
Başarılı ve planlı bir öğrencilik hayatı geçiren Esther’ın geçmişin veya benliğin tutsaklığından bir türlü kurtulamamasının etrafında dönen eser; beklentilerin karşılıksız kalmasının, acının, hüznün ve yalnızlığın yaşattığı çöküş ile nasıl geri dönülmez yollara girilebileceğini gösteriyor bizlere. Kapana kısılmışlık veya kendine içine hapsolmuşluk bunlar birbirlerinden ne kadar farklı olabilir ki? Hepsi içinden çıkılmaz bir labirenti işaret etmiyor mu sanki? Bitmeyen nevrozlar, bunalımlar veya depresyon atakları, yaşamak için gram sebebinin ya da isteğin kalmadığını hissetmek.. Kendini işe yaramaz bir insan olarak görmek ve sonrasında kaçınılmaz son(!)
“Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir düştür.”
Derin bir ruh kafesinde bunalan insanın düştüğü çukurdan kendi başına çıkmaya çalışmasını, tırmanırken nasıl ayağı tökezlediğini, ellerinin kaydığını hatta elleri parçalanırcasına çıkmaya çalıştıkça daha da derinlere düştüğünün özeti bir noktada. Kendisiyle yüzleşmeyi bir türlü başaramayan veya kendini yenemeyen her insan içinde bir Slyvia büyütüyor bence. Hem de beraberinde sırça fanuslar bulundurarak … İçinden çıkılamaz fanuslar, çıkmaya çalıştıkça mahsur kalınan fanuslar, tıpkı ruhun kafesinde yaşamaya çalışmak gibi..