·308 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Kasım 2022 22:57 "İnsanlar birbirlerini ölümcül bir ışınla öldürür gibi sevgi ile öldürüyorlar. Doymak bilmiyorlar; bütün sevecenlik onlara, bir tek onlara yönelik olmalı. Bu duygunun tamamını istiyorlar; çevresindeki her şeyi tüketene kadar emen, toprağın, fidelerin gücünü, nemini ve kokusunu çalan büyük bitkilerin hırsıyla etraflarındaki yaşam enerjisini çekip almak istiyorlar. Sevgi muazzam bir bencillik. Sevginin korku imparatorluğunda ölümcül bir yara almadan yaşayabilen çok insan var mıdır, bilmiyorum. Etrafına bak, evlerin pencerelerinden içeri bak, insanların gözlerinin içine bak, yakınmalarını dinle; her yerde aynı ümitsiz gerginliği bulacaksın."
Bir hikaye ve üç ana karakter. Üçünün de dünyaya baktıkları pencereler çok farklı ve bir o kadar da anlamlı. Okurken hiç bitmesini istemedim. Kitabın bana hissettirdiği duygu; yıllarca hiç görüşmediğim bir dostumla, mutfak masasında sabaha kadar sohbet etmişim gibi bir histi. Tadı damakta kalan ve bir o kadar da samimi.
Doğruluğundan emin olduğum birçok şeyi tekrar tekrar gözden geçirdim. Ana teması aşk gibi görünse de aslında aşk değildi, hayattı. Okuduğum en gerçek kitaptı benim için. Bir kitap okuduğumuzda olayı sadece birinin gözünden görüp ona göre yorumlar çıkarırız ama bu kitapta böyle bir şey söz konusu bile değil. Birinin aşk olarak adlandırdığını biri mecburi bir hizmet olarak adlandırıyor. Gerçekliği de buradan geliyor işte. Olmayan bir şey anlatmıyor.
Son bölümde çizilen savaş portresi de mükemmeldi bence. Gözümde çok rahat canlandırabildim. Yazarın dili şüphesiz çok açık ve akıcı.
Bu kitaba başlamak istiyor ve tereddüt ediyorsanız sakın etmeyin ve hemen başlayın. Elinizden düşürmek istemeyeceksiniz ama bir taraftan da bitmemesini isteyeceksiniz. Bir kitapta karşılaşabileceğimiz nadir bir durum yani.
Kitapla kalın