Öncelikle bu ve diğer 50-75 arası yazılmış, düzenle uyuşmayan insanların anlatıldığı birçok kitap ile alakalı daha doğru bir inceleme için Berna Moran'ın 'Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 2' eserini öneriyorum. Durum böyleyken ben de bir inceleme yazısı yazdığım iddiasında değilim zaten. Sadece dikkatimi çeken yerleri ve yorumlarımı paylaşıyorum. Bu da incelemenin lügat tanımı gibi ama neyse ya. Önceki temayı devam ettirerek bu kitapta insana dair neler var onları paylaşacağım.
Uyandırdığı hislerle başlayalım. Sürükleyici. Doyurucu. Sarsıcı. Bu 3 his hakimdi bana roman boyunca.
Düşüncelere geçelim. 'Bereketli Topraklar Üzerinde' Yaşar Kemal'in yazdığı, Çukurova'ya bireysel bir yolculuğun hikayesini anlatan bir eser. Romanın başında 3 kişi yola çıkmalarına rağmen neden bireysel peki? Çünkü Yusuf, Ali ve Hasan ne kadar farklı tiplerde olursa olsun, karakterlerin oluşturulma amacı, kökenleri ve romandaki kendi amaçları aynı olduğu için aslında tek bir karakterin 3 türevi gibi hissettirdi. Son zamanlarda sık rastladığımız interaktif senaryolara benzetilebilir. Yaşar Kemal bize aynı özden 3 farklı karakter çıkarıp, bir noktaya kadar beraber devam edip daha sonra ayrılan bir hayat çizgisi oluşturmuş. Peki bunun önemi ne? Çünkü sonuç ne olursa olsun Çukurova'nın, o zamanlardaki düzenin insan üzerindeki etkisinin boyutunun ne kadar büyük ve benzer olduğunu göstermek için çok iyi bir yol. Diyelim ki tüm roman tek karakter üzerinden kurgulanmış olsun. O zaman karakter ne kadar değişiklik yaşarsa yaşasın, nasıl yorumlanırsa yorumlansın anlatılan hikaye bir yolculuk hikayesi olduğu için sadece 2 tane sonuç olacaktı: Geri dönebilecek ya da geri dönemeyecek. 3 farklı karakterle ise çok farklı sonuçların etkilerini daha rahat gösterme fırsatını değerlendirmiş. Sürükleyiciliğin kaynak noktası. Tebriks.
Peki ne oluyor bu 3 kişiye? Ali ve Hasan geri dönmeyi başaramamışken, Yusuf geri dönmeyi başarıyor. Hasan çalışma koşullarına, Ali dürtüselliğine yenik düşüyor. Bu ikisi de, o dönemde üzerinde birçok oyun oynanan en önemli 2 konu denilebilir. İşçiler ya koşullardan ya da dürtülerinden dolayı sömürülüyor. Bu iki konunun kimi zaman teker teker başrol olduğu, kimi zamanda birbirinin içine geçtiği olaylar açısından gerçekten 'bereketli' bir eser. Doyurucu yapan da bu oluyor. Yusuf'un hikayesi ile Berna Moran'ın üzerine söz söylemiycem.
Bu zengin olay çeşitliliğinde sömürülen ve sömüren insana dair birçok düşünceye ve duyguya tanıklık ediyoruz eser boyunca. İnsanın duygu ve düşünce hudutlarını zorlayan koşulların anlatıldığı hikayeleri ayrıca severim. Yaşar Kemal de hudutları zorlarken elini hiç korkak alıştırmamış. Özellikle ölüm ve cinsellikle ilgili neredeyse tüm olayları yutkunmakta güçlük çekiyor insan. Tüm bu trajedilerin kaynağının çok masum oluşu insanın suratına çarpmak için kullanılan ögelerden. 'Bütün bu ikiyüzlülük yokluktan kurtulma umuduyla, para içindi.' Sarsıcı.
Kısaca toparlayacaksak olursak, Bereketli Topraklar Üzerinde romanında insana dair ne buluyoruz? Senaryolar ve sonuçlar ne olursa olsun sömürü üzerinde hayatın bereketi olmuyor.
Bu yazıyı bireysel konulardan ziyade toplumsal durumları içeren bir yazı oldu. Bu sefer de böyle olsun. Kıps. Kib by