Birçok kişinin okumuş olduğu ve genel olarak öve öve bitirilemeyen bir şaheser, belli bir bir okuyucu kitlesinin de okuması zor, farklı bir anlatıma sahip, ağır ve yorucu bir kitap olarak nitelediği bir eser: Puslu Kıtalar Atlası
Açıkçası bu kitaptan beklentim hem yüksekti hem de değildi. Yorumların genel olarak olumlu fakat biraz karmaşık olması binayen bir süredir ertelediğim bir kitaptı. Sonunda kitap beni kendine çağırdı ve elime alıp okumaya başladım.
Öncelikle yazarın anlatım tarzı gerçekten farklı gerçekle düş arasında gidip gelen puslu bir yolculuk. Aynı şekilde olayların anlatılış biçimi olarak zaman da git gelli. İhsan Oktay Anar'ı ilk defa okudum, üsluptan bağımsız edebi yönden söylememem gerekirse üstüne ciddi kafa yorulmuş bir kitap. Ama şunu söylemeyelim aynı şekilde sizinde okurken kafa yormanız gerekiyor. Sakin bir kafayla kitaptan hem keyif almak hemde anlamak üzerine okursanız, beğeneceğinizi düşünüyorum.
Kitabın konusuna gelecek olursam demicem çünkü gelmeyeceğim :). Bu kitaptan bir özet çıkarmak için en az 1 sefer daha okumalıyım. Kitap sizi bir maceraya alıp sürüklüyor karakterler ve dolayısıyla hikayeler arası geçişler mevcut bunların bazıları sizi afallatacaktır. Bazı karakterler karışacaktır bunlar normal emin olun. İlerledikçe tabiki bir nebze alışıyorsunuz üsluba ve geçişlere ama ben bazı yerlerde koptum bunu söylemeyelim. Velhasıl kelam bu kitabı okumayın diyemem ama okuyup beğenmemeniz veyahut yazarın diline yabancı kalıp alışamamanız mümkün veya kimileri gibi çok beğenmeniz de olası. Ben genele baktığımda kitabı beğendiğimi söylemeliyim fakat şaheser olarak görmüyorum. Yazarı ve kitabı merak ediyorsanız şans vermelisiniz.