Devlet, sadece yurttaşları sömürmek için değil, aynı zamanda onların maneviyatını bozmak için oluşturulmuş bir kumpastır.”
" Lev Tolstoy, Botkin’e mektup, 1857"
Bir mahkeme salonunda başlıyor roman. Sanıklar; bir pansiyonun çalışanları Simon Petrov Kartinkin, Yevfimiya İvanovna Boçkova ve seks işçisi Katerina Maslova’dır. Katerina, yani namı diğer Katyuşa öyle bir yoksulluğa doğmuştur ki, hayatta kalmış olması bile neredeyse bir mucizedir. Annesi, doğumdan çok kısa bir sonra vefat etmiştir ve kadının bakımını, aynı zamanda onu ölmekten kurtarmış olan iki hanımefendi üstlenmiştir. Katyuşa bu evde yarı besleme yarı soylu bir şekilde yetiştirilmiş, kâh Fransızca dersleri almış kâh evin tüm işlerine koşturmuştur. Nehlüdof ise, tüm roman boyunca gözlerinden Rusya’nın gerek kaymak tabakasını gerekse kürek mahkumlarının Sibirya’ya sürüldüğü o uzun, kanlı yolculuğu izleyeceğimiz baş karakteridir kitabın. Tolstoy, okurunu tüm hikakeye Nehlüdof üzerinden tanıklık ettireceği için, iç dünyasını da sorgulamalarını da en yakından gördüğümüz karakter o olur. Eserin incelenmesine gelecek olursak;
TOLSTOY kitabında insanların suçlu kimliği altında nasıl horlandığını,işkence gördüğünü ve uygulanmakta olan adalet sisteminin yanlışlıklarını anlatmaya çalışmıştır.Okuyucuyu düşünmeye sevk eden bir kitap, vermek istediği düşünceler ilgi çekici. Her kitapseverin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum ve tavsiye ediyorum.