Edebiyatta Irkçılık ve Masumiyet
2/10
·340 syf.··
2022 51. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Aralık 2022 11:55
Merhabalar.. Çocukluğumdan beri dünya edebiyatındaki klasiklerle büyümüş biri olarak Türk edebiyatına karşı var olan önyargımı bu yıl kırmaya karar vererek Zülfü Livaneli ve Ayşe Kulin’le Türk edebiyatına başladım. Modern edebiyat okursam belki bir yerlerden bir şeyler yakalarım düşüncesiyle Serenad ve Sevdalinka okudum. Şimdi sevdalinka özelinde Türk edebiyatında eksik gördüğüm bazı şeyleri dile getirmeye çalışacağım. Umarım eleştirilerinizle destek olursunuz :) şimdiden teşekkürler.. Bosna savaşı her insan gibi benim de kalbimde hep inceden bir sızıya sebep oluşturan, insanlığın yüz karası dönemlerden biri. Avrupa’nın göbeğinde, dünyanın gözünü kapattığı, islam dünyasının hiçbir şey yapamadığı, Boşnakların yok olmanın neredeyse eşiğine geldiği bir 20. Yüzyıl vahşeti… nerdeyse 4 yıl süren Sarajevo kuşatması modern savaş tarihinin en uzun kuşatması. Şehri 3 yandan çepeçevre saran dağlarda kurulan insan sürek avı noktalarından Avrupa, Rusya ve Amerika’dan zenginlerin sniperlarla Boşnakları avladığı bir dönemi düşünün. Bebeklere bile toplu tecavüzün olduğu ve tecavüzün bir anlık zulüm nedeniyle değil de sistematik bir ırk bozma planıyla uygulandığı bir vahşet döneminden bahsediyoruz ki böyle bir kötülüğün kitabını yazmak çok da kolay olmamalı. Zaten değil de ve kitapta da çok belli oluyor. Neden mi? Çünkü yazarken kendi duygularınızı çok katarsanız yazar olmaktan çıkıp bir fanatiğe dönüşme ihtimaliniz çok yüksek ya da kuru anlatımla geçiştirip bir gazeteci konumuna düşebilirsiniz. Bu tip durumlarda yazar ne kadar ileri gitmeli, neler anlatmalı ya da kurban ve katil durumuna kimi ne kadar dahil etmeli? Bunu yaparken tarafsız davranabilir mi ya da karşı tarafı kötülemeyi ana amaç dışında tutabilir mi? Çok hassas dengelerin gözetlenmesi gereken bir konuda ağzına gelen kaleme dökülmeli mi yoksa hep sağduyu gözetlenmeli mi? Bizim de soykırım ile suçlandığımız bir dünyada soykırım kitabı yazarken ne kadar ileri gidebilirsiniz? Gördüğünüz gibi epey soru işareti ile okunacak bir kitap türü var karşımızda. Şimdi gelelim Ayşe Hanım ve kitabına. Ayşe Kulin’i ilk Veda kitabı ile tanıdım. Kitabı beğendiğimi söyleyerek başlamalıyım. Peki Sevdalinka? Maalesef. Nedenlerimle başlamak istiyorum. Bosna’ya 2 kere gitme şansım oldu.. o coğrafyaya eskiden beri var olan ilgimi gezerek de pekiştirme şansım oldu. Tevafuk herhalde çünkü her iki seferde de kaldığım yerler kitapta en çok bahsedilen yerler. Yahudi Mezarlığı çevresi ve şehrin Avusturya döneminden kalma bölgesi. Kitapta o bölgeler anlatılırken tüm mekanların gözümün önüne geldiğini ve ordaymışım gibi hissettiğimi ifade etmek isterim. Mekan bildiğim bir yer olduğundan anlatım bende havada kalmadı. Zaten Sarajevo küçük bir şehir ve her yanıyla zihninizde yer ediyor. Gazeteci Naima ve onun çevresindeki insanların savaştan etkilenmesi kurgusuyla başlayan ve arka kapağında da savaşın temel alınacağını ifade eden tanıtım yazısının aksine, kitap bana sanki Bosna’yı ve Boşnakları hiç bilmeyen birine Bosna ve Boşnakları tanıtmak isteyen bir kitap gibi geldi. Kitabın başından sonuna kadar Boşnakların aşırı şekilde masumiyet karinesiyle korunduğu, sanki sırpların yaptığı zulme tüm sırp milletinin destek verdiğini ima eden, ima değil resmen söyleyen cümleler kitabın başından ta hikayenin hiç anlamadığım bir şekilde bittiği yerine kadar devam ediyor. "Sırplar gene kudurmuşlardı." Bir yazara bu cümle yakışmaz, yakışamaz da. Ama kitapta geçen cümle böyle. Sırpların, Boşnaklara ve Hırvatlar’a karşı olan nefretlerinin nedenlerinin hiç anlatılmadığı kitabı okuduğunuzda elinize ilk geçen sırpı öldürmek isteyebilirsiniz. Ama tarih okumacılığı herkese tarafsız olmayı tavsiye eder. Sırpların sergilediği vahşetin, Boşnak ve Hırvatların 1. ve 2. Dünya savaşında sırplara karşı uyguladığı zulmün tepkisi olduğunu çok net bir şekilde bilmek gerekiyor. Kaynaklarda her iki savaşta özellikle de 2. Dünya savaşında totalde 1 milyondan fazla Sırp’ın öldürüldüğü yazılıyor. Boşnakların 2. Dünya Savaşı’nda nazilere gönüllü katılımını zorunlu olarak yansıtan bir kitaptan zaten tarafsızlık bekleyemem. Yanlış anlaşılmasın, sırpların Bosna’da yaptığını hayvan hayvana yapmaz. Ama eğer bir olayı anlatacaksanız önünü arkasını, sağını solunu iyice okuyucuya anlatmalısınız. Bu sizin yazar olarak bize karşı borcunuz. Katliama katılmayan ya da alakası olmayan sırpların da ses çıkarmamasında bu kirli geçmişin çok önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Bize yapılanlar şimdi de onlara yapılıyor diye düşündüler diye tahmin ediyorum. Bu onları katliamın ortağı yapar mı yapmaz mı bu da ayrı bir konu.. işin tarihi arka planı maalesef ki böyle. Ayşe Kulin kitabı nasıl anlatacağına bir türlü karar verememiş olmalı ki aile hikayesi anlatırken birden Boşnak tarihine geçiyor ordan da hırvat sevgiliye atlıyor. Ne anlattığını sanırım kendisi de bilmiyor. Boşnak tarihine çok fazla odaklanması, anlattığı hikayede ana unsur olan savaşı, sadece gazete kupürlerinden bile bulabileceğimiz acıklı ama kuru anlatım hikayelerle geçiştiriyor. Tam da bu yüzden Ayşe Kulin başta belirttiğim şekilde zor olanı başarıyor ve her iki hataya da birden düşüyor. Bazen gazete mi okuyorum diyorsunuz bazen de bu kadar da fanatikliğe gerek var mıydı diyorsunuz. Ekstra ve özel hiçbir hikayenin olmadığı kitaba, Hırvat bir gazeteciyle yasak aşk yaşayan evli bir Boşnak kadının hikayesini merkez hikaye olarak yerleştirmesi de sadece cinsel gerilimi savaşla iç içe sokarak okuyucuyu kitapta tutmak amacıyla yapmış. Ama becerebildiğini düşünmüyorum. İşi gereği sürekli Sarajevo dışına çıkan kocasının ardından her fırsatta Hırvat sevgilisine koşan ve kocasının eve döndüğünde ondan eşi olarak beklentilerini çokça alkol alıp “hissetmemeye” çalışarak geçiştirmeye çalışan bir gazeteci kadının kocasını aldatmasını çok masum bir şekilde anlatan yazarın, sırpların tümünü şeytan sayması da ayrıca enteresan. Acaba aldatan evli erkek olsa aynı masumiyetle mi yazardı? Yasak aşktaki adam da Hırvat o da ayrı bir skandal. Bir Sırp olamaz mıydı mesela yasak aşk? Ahmiçi köyü katliamında hırvatların en küçüğü 3 aylık bebek olan 116 boşnağı camide diri diri yakması dahil hiçbir şey anlatılmamış. Hırvatlar’a karşı bu titizlik sırplara gelince fanatikliğe dönüşüyor. Mostar köprüsüne hiç değinilmemiş ki o bile başlı başına bir roman olurdu. Mostarı da Hırvatlar yıktı. Hırvat kayırmacılğı tüm kitap boyunca böyle sürüyor. Dönelim hikayeye. Kocasının aldatma hikayesini öğrenmesiyle dağa çıkmasının ardından oğlu ve kardeşi de dağa çıkan, yaşlı annesi ve küçük kızıyla yalnız kalan Nimeta’nın yardımına yine yasak aşk sevgilisi Stefan yetişiyor. Oğlu dağda yaralanınca Hırvat sevgilinin en sonunda dağa çıkıp Bosna’yı korumak isterken yaralanan evladı da arkasından iş çevirdiği koca figüründen alıp hastaneye yetiştirmeye çalışması da ayrı bir acayiplik. Bu şekilde de Ayşe Kulin Hırvatlar’a son bir sevgi öpücüğü atmış. Hikaye burda çok anlamsız bir şekilde bitiyor. Ne olduğunu anlayamadan, gazete kupürlerinden yapılmış bir roman havası vererek hiç alakası olmayan bir döneme Boşnak kilisesi ve ilk Boşnak krallığının bağımsızlık mücadelesini anlatmaya başlıyor. Gene aynı hikaye masum ve saf Boşnaklar ve onlara zulmeden katolik ve Ortodokslar. Dünya kadar malzemenin çıkabileceği, Boşnakların hayvandan beter zulme uğradığı, bir milletin sadece dini yüzünden yok edilmek istendiği bir dönemi sırf Sırp nefreti yüzünden bu kadar ucuz bir şekilde anlatmak da çok acıklı. Tek gayesi mesaj vermek olan kitapları hiç beğenemedim hayatım boyunca ve maalesef sevdalinka da bunlardan biri oldu. Boşnakları aklama çabası Boşnakların yaşadığı zulmü anlatma çabasının önüne geçmiş ki bunu da sırp nefreti üzerinden yapmış yazar. Yazık etmiş. Son bir not: Tüm dünyaya karşı tek başına duran ve müslüman ülkelerden hiçbir yardım almadan direnen İzzetbegoviç’e de bolca giydirmeyi unutmuyor yazar. Bundaki amacı neydi onu da sadece kendisi biliyordur.
Edebiyat
SevdalinkaAyşe Kulin · Everest Yayınları · 202015,3bin okunma
·
96 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.