Okuduğum ilk kitap hangisiydi bilmiyorum ama kendimi bildim bileli kitap okurum. Benim için beslenmek, uyumak, nefes almak gibi temel bir ihtiyaç kitap okumak. Uzun süre kitap okumadığımda acıkmış, uykusuz, nefessiz kalmış gibi hissederim hep. Zaman sınırlı kitap çok. Bu yüzden kitap seçerken özenli davranırım. Okuduğum bana bir şeyler katmalı, tek bir cümle de olsa iyi ki okudum dedirtmeli. Bu yüzden okuma öncesi araştırma yaparım genelde. Yeni çıkmış kitaplara biraz ön yargılı davranırım. Eskilerden okuyacağım o kadar çok kitap varken onlara haksızlık yapıyor gibi hissederim kendimi. Klasiklere düşkünlüğüm bundan olsa gerek. Yine de kitapların hepsine düşkünüm onlarsız bir hayat düşünemiyorum. İlk incelemem olduğu için kitap seçmekte zorlandım. İlk aklıma hangi kitap gelirse onu yazarım der demez “Posta Kutusundaki Mızıka” içimin derinliklerinden çıkıp geldi bir DOST selamıyla…Posta Kutusundaki Mızıka’ya bir kitapçı rafında rastlamıştım. Elime aldım açılan ilk sayfasında sardı sıcaklığı, bırakamadım. Ne yazarı, ne sayfası, ne kapağı ne fiyatı hiçbirine bakmadım. Uzun süredir görmediğim bir dostla karşılaşmış, koluna girip yoluma devam etmiş gibi kitabı alıp çıktım… Okurken bir solukta okudum ve hiç bitmesin istedim… Ve çok özendim keşke bana da yazılan böyle güzel mektuplar olsaydı diye.. Defalarca okudum, üzgünken mutluyken ve her okuduğum da iyi geldi yüreğime. Sanki bir dostla dertleşiyormuşum gibi. Dinlemekten, söylemekten, yakınmaktan, yaptığım saçmalıkları yüzüme vurmadan benimle dertleşiyor gibiydi. Başucu kitabım oldu. Hiç sıkılmadan, nerde kaldım demeden aç bir sayfa oku!
Bazı kitapların çok abartıldığını düşünüyorum. Araştırırken buna da çok özen gösteririm. Yorumlara incelemelere de bakarım ancak bu kitabın samimiyetini sıcaklığını sözcüklerle anlatmak