Zona için Dovlatov'un askerlik yaparken çalışma kampında gardiyan olduğu dönemin romanlaştırılmış hali diyebiliriz. Kitap Sovyetler Birliği'nden ayrılıp Amerika'ya yerleşen anlatıcının Hermitage Press Yayınevindeki Igor Markovich'e yazdığı mektuplar ve bunlarla beraber Sovyetler'den ayrılırken ülkeden çıkarmayı başarabildiği romanının parçalarından oluşuyor. Bu yüzden ilk cümlemde romanlaştırılmış dememe rağmen bence Zona'ya tam anlamıyla bir roman diyemeyiz. Kitaptaki anlatıcı da bunun farkında olacak ki yayınevleri kitabını roman olarak kabul etmeyince hikaye kitabı olarak basmalarını istiyor. Daha önce yazarın kitaplarını okuduysanız ya da kitabın ilk sayfasındaki yaşam hikayesine göz attıysanız Zona'da ki anlatıcının Dovlatov'un bir uzantısı olduğunu farketmişsinizdir. Gönderilen mektuplar ve roman parçalarından oluşan kitap karmaşık bir yapıda görünse de tekrar eden karakterler ve metne hakim olan düşünce açısından bağlantılı. Siyasi tutukluların değil suçluların bulunduğu bu çalışma kampı aynı zamanda kitaptaki anlatıcıya göre Sovyet devletinin de bir kopyası. Kamp yaşamındaki adaletsizliğin ve düzen görümünde düzensizliğin tekrar eden temalar olarak öne çıktığı kitapta anlatıcının da belirttiği gibi tek bir düşünce hakim: "Dünya absürttür!"
Dovlatov'un Türkçeye çevrilmiş Puşkin Tepeleri ve Bavul gibi diğer kitaplarını okuyanlar sade ve akıcı üslubuna aşinadır. Bu kitapta da aynı üslupla çalışma kampındaki gündelik hayatı anlatan yazar bu dolaysız üsluba rağmen ya da belki onun sayesinde yaşanan dramı çarpıcı bir şekilde aktarıyor. Daha önce Dovlatov'u okuyup sevmiş olanların bu kitaptan da hoşlanacağını düşünüyorum. İlk defa okuyacak olanlarınsa Puşkin Tepeleri ya da Bavul gibi bir kitaptan başlamaları daha iyi olabilir.