Tanpınar'ın romanlarını ve hikayelerini okuduktan sonra fazla ilgimi çeken bir konu olmasa da Beş Şehir'i de okumaya karar vermiştim. Hayattayken bu kitabını hocası Yahya Kemal Beyatlı'ya ithaf etmek isteyip fırsat bulamamış. Kitabın başında yayınevinin eklediği bu ithafı görüyoruz. Beş bölümden oluşup sırasıyla Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul üzerine yazılmış olan kitap gezi yazılarından değil denemelerden oluşuyor.
"Beş Şehirin konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından
duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır."
Kitabın en kısa bölümü olan Ankara, daha çok Ankara'nın tarihinde ahilik, Hacı Bayram-ı Veli ve Kurtuluş Savaşı etrafında şekillenen ve sonrakilere kıyasla biraz sönük kalan bir kısım.
Erzurum bölümü yazarın Balkan Savaşları'ndan sonra ilk kez çocukken ikinci kez de Erzurum Lisesi'nde öğretmenlik yapmak için 1923'de gittiği Erzurum'u bu iki dönemi karşılaştırarak anlattığı bir bölüm. Anılarının diğer bölümlere göre daha fazla öne çıktığı bu bölümde Erzurum'un sosyal hayatı, kültürü ve sosyoekonomik yapısı hakkında farklı bilgiler veren yazar on yıllık bir zaman aralığında şehrin değişen yanlarından bahsediyor.
Sonraki bölüme geldiğimizde ise yazar Anadolu Selçuklu Tarihinin yanında Konya'nın farklı dönemlerinde etkili olmuş tarihi kişilikleri, şehrin inişleri ve çıkışlarıyla ele alıyor. Selçuklu Tarihi hakkında bilgisizliğimin farkına varmamı sağlayan bölümde yazar Mevlana ve onun şiir ve tasavvuf anlayışı üzerinden devam ediyor. Çoğunlukla Selçuklu Tarihi üzerinde durulan bölümde Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri ile alakalı fazla ayrıntı yok. Bu durum da daha güncel dönemlere ilgi duyan okurlara fazla bir şey sunmuyor.
Yazarın şiiriyle de aynı adı taşıyan Bursa'da Zaman bölümü daha çok şehrin Orhan Gazi zamanındaki fethini ve ilerleyen dönemlerde Osmanlı Devleti ile ilişkisini ve şehrin değişen konumunu ele alıyor. Aynı zamanda kitabın İstanbul ile beraber en hisli bölümlerinden biri olan Bursa'da Zaman'da Tanpınar'ın Bursa'dan ne kadar etkilendiği belli oluyor.
Kitabın neredeyse yarısını İstanbul bölümü oluşturuyor. Osmanlı Devleti'nin önemli kişilerini, anılarını, dönemlerin edebi akımlarını, günümüze kadar gelebilmiş ya da kaybedilmiş mekanlarını hem Türklerin hem de Avrupalıların gözünden kendi gözlemlerini de katarak okuyucuya aktarıyor.
Kitabın özellikle Erzurum bölümünü beğendim. Arka arkaya gelen savaşlardan sonra bir şehrin maddi ve manevi kayıplarını kişisel deneyimleriyle ve şehrin folklorüyle harmanlayarak anlatması daha ayrıntılı ve yazarı kişisel olarak daha fazla etkilemiş bölümler olduğunu düşünmeme rağmen bu bölümü benim için öne çıkardı. Kitabın diğer bölümlerinde yer yer verilen tarihi bilgilerin fazlalığının metnin edebi yönünü olumsuz yönde etkilediğini düşündüm. Bunun yanında yazar şehirlerin mimarisi üzerine oldukça fazla eğilmiş bu yüzden bu konulara ilgi duymayanların kitabı ilgi çekici bulacağını zannetmiyorum. Üslup olarak da romanlarına aşina olanların bileceği ağır bir dili var.
Bu kitapla Tanpınar'ın okumak istediğim kitaplarını tamamlamış oldum. İlerleyen dönemlerde de yazarın özellikle romanlarına tekrar döneceğim. Tanpınar kesinlikle tekrar okunmayı hak eden bir yazar.