Hayatın anlamı nedir?
Eminim ki birçoğumuzun sıklıkla düşündüğü, kendine sorduğu bir sorudur bu. Ve cevap vermesi de bi o kadar zor.
Şu dakikamızın bile önceki dakikadan farklı olması aslında hayatımızın sürekli bi değişim içerisinde olduğunu gösterir. Belirli dönemlerden geçer, farklı farklı duygular hissederiz. Bu da “hayatın anlamı”na dair vereceğimiz cevaplarda sürekli bi değişkenlik gösterir. Tıpkı her sene değişen yaşımız, tecrübelerimiz, fikirlerimiz gibi…
Yazar Viktor E. Frankl yaşamı boyunca bu konuyu esas almış ve çalışmalarını da bu yönde ilerletmiştir. İnsanları “hayatın anlamı şudur” sorusuna sığdırılan kalıplardan kurtarmak istemiş ve cevapların da onlarda yani “bizlerde” olduğunu belirtip bu cevaplara ulaşabilmemizi istemiştir.
İnsanın Anlam Arayışı kitabında ilk bölüm;
Yazarın ikinci dünya savaşı’nda nazi toplama kamplarına mahkum olarak düştüğü süreci roman tarzıyla anlatıyor. Yazarın, oldukça akıcı ve çarpıcı anlattığı bu bölümü kitabın tamamında sürdürmesini isterdim. Çünkü roman tarzıyla anlatılan ilk bölüm, ikinci bölümde yerini bilimsel tekniklerin anlatımına (logoterapi kuramı) bırakıyor. Kitaptaki bu geçiş kitabı iki bölümden ziyade iki kitap gibi kılmış ancak yazarın ikinci bölümde anlattığı bilimsel bulguları birinci bölümdeki yazılarıyla ( tecrübeleriyle) örneklendirmesi ve hiç kopukluk bırakmadan iç içe anlatması ( eleştiriyi çürütecek kadar :) ) oldukça başarılı olmuş.
…………………….
Kitapta dikkatimi çeken şeylerden biri;
Yazarın olayları oldukça(!) tarafsız bi şekilde aktarması oldu. Öyle ki yazar, toplama kamplarında bizzat işkence gördüğü adamları bile anlatırken onların gözünden bakmaya çalışıyormuş hissiyatı verdi bana. Hatta “Nazileri bile düzgün ve ahlaksızlar olarak ikiye ayırmak lazım”, der.
———————————————
Yazar, ikinci bölümde anlattığı logoterapi kuramını, bir nevi psikanaliz kuramının tersi olduğunu düşünmemizi belirtir. Psikanaliz içe bakıştır, geçmişi irdeler; ancak logoterapi gelecek ile ilgilenir. Hayal kurmak ve ileriye odaklanmak gerektiğini belirtir. Ve şöyle anlatır; kampta öleceğini düşünen mahkumlar kısa bi süre sonra öldüler fakat kurtulacağına dair umudu olup, kurtulduktan sonrası için amaç belirleyenler kurtuldular.
Beni etkileyen bi diğer kısım da bu oldu. Ve günümüzde sıklıkla duyduğumuz “iyiyi çağırırsan iyi, kötüyü çağırırsan kötü gelir” anlayışının da aslında ne kadar doğru olduğunu bir kez daha görmüş oldum.
—————————————————
Kitap dışında yazarın hayatının da üzerimde büyük bi tesiri oldu.
Her şeye rağmen “yine de hayata evet” diyebilmek…
Yazar, babasını ve kardeşini toplama kampında, eşini ve diğer aile üyelerini de kendisi toplama kampındayken kaybediyor. Yazarın, kamptan kurtulmaya dair umudunun büyük bi kısmını hatta belki de tamamını eşine olan sevgisi oluşturuyor ancak kamptan çıkabildiği vakit hamile olan eşinin tifüs salgınından dolayı öldüğünü öğreniyor.
Kamptan çıktığı vakit “yalnızım” diyor yazar. Fakat “ yine de hayata evet”.