Ermiş, El Mustafa isimli ana karakterin onu dinleyen insanlara tavsiyelerini aktarmasını anlatıyor. Karakter adeta vaaz verir gibi insanlara merak ettikleri konularda fikirlerini aktarıyor. Yazar Halil Cibran'ın bu kurguda ana karakter olarak kullandığı El Mustafa'yı semavi dinlerdeki peygamberlerden etkilendiği ya da onlardan birini canlandırdığını söyleyenler var. Lakin ben öyle düşünmüyorum. Kitapta El Mustafa'nın anlattıkları beni Panteizm'e götürdü. Panteizm ya da tüm tanrıcılık, her şeyi kapsayan içkin bir Tanrı'nın Evren'in ya da doğanın Tanrı ile aynı olduğu görüştür. Yazar kitapta sıklıkla hayatın bedeni, hayatın yüreği gibi ifadeler kullanıyor. Bunun yanı sıra kitabın bir yerinde yazar şöyle diyor:
"Eğer Tanrı'yı bilmek isterseniz, bilmece çözmeye girişmeyin. Onun yerine çevrenize bakın, O'nu çocuklarınızla oynarken göreceksiniz"
Bu cümle ve bunun gibi başka cümleler bu kitaptaki hakim anlayışın panteizm olduğunu düşündürttü bana. Yine yazarın gerçek hayatta antiklerikalizm düşüncesine sahip yazdılar yazdığını bilmek de bu fikrimi iyice kuvvetlendirdi.
Kitaptaki hakim inanç anlayışını bir kenara bırakırsak genel olarak kitap insanlara iyi ve güzel öğütler vermeyi amaçlayan bir kitap. Çalışmak, sevmek, adil olmak gibi değerleri öne çıkaran bir kitap. Kitabı okurken sanki bir nutuk ya da bir siyasetname okuyormuşum hissine kapıldım. Zira başlı başlına insanlara ne yapmaları gerektiğiyle ilgili yol göstermeye çalışıyor El Mustafa karakteri kitap boyunca.
Son olarak kitap biraz da bir şeyler veren ama bazı şeylerin de ucunu açık bırakan bir kitap. Yani derin bir muğlaklık hissediliyor. Yazar da bu muğlaklık ile ilgili cevabını kitabın sonlarına doğru veriyor;
"Bunlar muğlak sözcüklerse eğer, onları anlaşılır hale getirmeye çalışmayın. Her şeyin başlangıcı muğlak ve bulanıktır, ama sonu öyle değildir. Sizin beni bir başlangıç olarak hatırlamanızı isterim. Hayatın ve bütün canlıların tohumu sisler içinde atılır, billur berraklığında değil."