Martin EdenJack London’ın bu zamana kadar okuduğum beşinci kitabıydı. Geçen yıldan beri aklımda olan ama 520 sayfalık kalınlığı yüzünden okumayı ertelediğim bir kitaptı. Bu yıla, şeytanın bacağını kırıp ilk bu kitabı okuyarak başladım. Kitap genel hatları ile ilgimi çeken; karakterleri, kurgusu ve olaylar zinciri güzel bir kitaptı. Aslında insanın çalışıp çabalayarak ve kendine inanarak vazgeçmeden mücadele etmesi ile imkansız gibi görülen şeylere ulaşabileceğini gösteren, insanı motive edici bir yanı var. Jack London’ın özellikle burjuva sınıfına yönelik akıllıca yapmış olduğu eleştiri bugünün dünyası için aynen geçerliğini koruyor. Yazım tarzı ve kitabın akıcılığını da göz önüne alınca tavsiye edeceğim bir kitap. Diğer taraftan Jack London Martin Eden karakteri vasıtasıyla aslında kendi hayat hikayesinden kısa kesitler sunuyor, bunu yaparken de özellikle çok fazla etkisi altında kaldığı evrim teorisini yavaştan okuyucuya empoze etmesi ve bu teorinin sanki hayatın tüm gerçeği olduğu düşüncesini savunması şahsen beni rahatsız etti. Zaten Martin Eden karakterinin bu düşünce tarzı romanın sonunda onu intihara kadar sürükledi. Bu romanda aslında batı toplumunun içinde bulunduğu inanç boşluğunun, evrim teorisi ile doldurulamayacağının bir göstergesi niteliğinde. Ne kadar başarılı olursan ol, eğer dünyalık hedeflerin olursa ve onlara ulaşmak için tüm enerjini ve gücünü harcarsan günün birinde bu hedeflere ulaşınca artık bu dünyanın anlamsızlaşması ve boşluğa düşüp intihar düşüncesinin su yüzüne çıkması tesadüfi değil. Kitabı okurken ve tahlil ederken bu yorumumu da aklınızın bir köşesinde tutun derim. İyi okumalar.