·168 syf.····Okunma: 05 Mart 2023 20:46 " Hikâye, Hay bin Yakzan’ın doğumuna daha doğrusu varlık sahasına çıkışına dair iki varsayımla başlar. İki seçenekle başlamak, bir dilemmayı metnin başına koymak, bütün metni bir olasılıklar haritasına dönüştürmenin anahtarı gibidir. İbn Tufeyl, en baştan yazdıklarını “mutlaklaştırma” ihtimalini imha etmek istemiştir sanki. İlk varsayıma göre, Hay, bir orta kuşak adasında, organik özellikler kazanmış, tüm elementleri muhteşem bir biçimde dengelenmiş bir çamurdan meydana gelmiştir. İkinci varsayım ise komşu adadaki hükümdarın kız kardeşinin yaptığı gizli bir evlilik sonucu dünyaya gelmiştir ve ardından annesi tarafından bir sandığa konulmuş, sandık bu adaya ulaşmıştır. Olan bitenin bir adada yaşanmasıyla ilgili olarak Ahmet Sait Akçay’ın yorumu gayet çarpıcıdır: “İbn Tufeyl’in ada metaforunu kullanması da ilginçtir. Ada ötekisi olmayanı çağrıştırır. Nitekim Hayy, zihinsel gelişimi tamamlayıncaya; fa’al akla varıncaya kadar kimseyle yüzleşmez. Bununla İbn Tufely, birey kendi melekelerini kullanarak rahatlıkla Tanrı fikrini kabul ettiği gibi farklı ulvî mertebeleri de keşfedebileceğini söylemek ister. Ada metaforunun akla tekabül ettiğini düşünürsek, romanı aklın bir ütopyası alarak okuyabiliriz.”
Bundan sonra varlık sahasındaki Hay’ın, adım adım önce kendi varlığını sonra da genel olarak varlık alemini idrak etmesinin macerasıdır. Ancak bu macera bir kayıpla başlayacaktır. Onu bularak büyüten, anne rolünü üstlenen ceylanın ölümüyle Hay en başta olduğu gibi yine yalnız kalır. Hay, öncelikle anne rolünü üstlenen ceylanın ölümünü idrak etmek zorunda kalır. Sonraki bütün soruları bu sorudan çıkacaktır. Ölümün, daha doğrusu varlığı canlı kılan şeyin ne olduğu bilgisinin peşinde akıl yürüten ve gözlemler yapan Hay, önce ateşi sonra da alet yapmayı öğrenir. Hayatta olmanın ilk aşaması olan günlük hayat pratiklerini düzene koyan Hay, hem kendi ruhunu hem de alemi gözlemeye başlar ve yaratıcının zaruretini idrak eder. Sonra adasında bütün yalnızlığı ile yaşayan Hay, başka bir insanla karşılaşır. Absal ile… Çünkü toplum olmanın anlamını öğrenmeye sıra gelmiştir. Aksi takdirde hakikat eksik kalacak, cemiyet halinde yaşayan insanın ne olduğu sorusu karşılıksız kalacaktır. Sonra Hay bin Yakzan hikâyesinin sonuna şahit oluruz ki hikâyenin nihayetini okurlara bırakmakta fayda var. "
-Suavi Kemal Yazgıç