·360 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Mart 2023 20:00 Gururuyla, inatçılığıyla, başına buyrukluğuyla, dürüstlüğüyle, aptallığıyla; söz dinlememesi, zamana uymaması, zerre değişmemesi ile Orhan Kemal’in edebiyatımıza kazandırdığı müstesna karakterlerden Murtaza. Üçüncü okuyuşum ve farkettim ki her okuyuşumda farklı değerlendiriyorum Murtaza’yı. Bir yazar için bundan daha büyük başarı olur mu? Bu kadar kanlı-canlı, her devre uygun bir bir karakter kolay yaratılır mı?
Üstelik okurken kelimeler zihnimde görüntüye dönüşüyor, Kemal Sunal’ı izliyorum her satırında. O kocaman ayakları ile rap rap yürüyen, koca elleri ile şamarlar atan, boş boş bakan, anlamasa da her konuda yorum yapan, ölesiye dürüst, fikri sabit adamı başka biri canlandıramaz gibi geliyor.
Dünyanın en saf, en dürüst adamı Murtaza. Öyle böyle değil, doğuştan. Yıllar önce şehit olmuş dayısı Hasan Bey’i kendine örnek almış, bir görev uğruna kendini feda etmeyi hayatının gayesi saymış, kendi çıkarı için bile yalan söyleyemeyecek kadar dürüst, insanların kendisiyle alay ettiğini anlayamayacak kadar saf, parada pulda gözü olmayan cahil bir adam.
Otoriteye koşulsuz şartsız iman etmeye koşullamış kendini; en küçük hatayı bile itaatsizlik sayan, disiplin sağlamak için esas duruşa geçirmek, korkutmak, bağırıp çağırmak, dövmek gerektiğini düşünen, kendi evladının bile gözünün yaşına bakmayan, hiç esnemeyen, hiç değişmeyen, hiç geri adım atmayan, hatasını kabullenmeyi zayıflık sayan ve tüm bunları en kutsal görev, en büyük başarı belleyen bir adam.
İyisiyle kötüsüyle böyle biri. O hiç değişmiyor ama çevresi değişiyor. Değişime ayak uydurmayı reddeden Murtaza için her gün bir öncekinden zor geçiyor.
Orhan Kemal gencecik yaşından itibaren sert dönüşümler yaşamış, zorlu koşullardan geçmiş ve bu tecrübesini kalemine çok başarılı yansıtabilmiş bir yazar. Halkı iyi tanıyan, değişimi iyi gözleyen br yazar. Karakterlerini kahramanlaştırmadan, iyi-kötü yanları ile birlikte kanlı-canlı okurunun önüne serebilecek kadar güveniyor kalemine. Bence bu yüzden Türk edebiyatının en büyük isimleri arasında yer alıyor.
2000de de okumuşum Murtaza’yı. O zamanlar, o zerre empati kurmayan, kimseleri dinlemeyen tarzı ile, siyaseti askeriye ile kolkola yürütmeyi marifet sayanların peşine takılan, çoğu memur emeklisine benzetmiştim duruşunu. İyi niyetliydiler çoğu, dürüsttüler de, ama yıllarımızı çaldılar.
Yüzbinlerimizi kaybettiğimiz bu depremin akabinde, daha bugün bir de sel başmışken Urfa’yı, TV’yi her açışımda ya da Twitter’da her gezinişimde yine Murtaza’lar sarıyor çevremi. Koşulsuz, şartsız, ama’sız, acaba’sız, bir yerlerde eksik/yanlış yapılmış olabilir mi? demeksizin otoriteyi savunuyorlar. Vatan evlatları canını kaybediyor, sağlığını kaybediyor, geleceğini kaybediyor diyenleri, aynı Murtaza gibi, düşman belliyorlar. Otorite hata yapmaz, kesin yabancı güçler var arkasında diyorlar. ‘Laf söyletmem otoriteye!’ diyorlar. Allah’ı suçluyor, ama otoriteyi suçlamıyorlar. Dinlemiyorlar. Dinlememeyi, düşünmemeyi, beğenmedikleri sözler edeni düşmanlaştırmayı marifet sayıyorlar. Aynı Murtaza gibi; onlar da -belki bilmeden, istemeden- ama evlatlarını kurban veriyorlar.
Çünkü dolaşıyor onların da damarlarında Kolağası Hasan Bey dayının mübarek kanı. Bilmiyor muhalefet edenler, çünkü görmediler kurs, almadılar amirlerinden sıkı terbiye. Görse idiler kurs, alsa idiler sıkı terbiye, bilirlerdi onlar da nedir vazife!