Zeberced Üzerine
10/10
·128 syf.··
2021 7. kitabı
YUSUF ATILGAN’IN ANAYURT OTELİ ADLI ROMANIN BAŞKARAKTERİ OLAN ZEBERCET’İN PSİKOLOJİK SORUNUN TEMEL SEBEBİNİN ALTINDA KİMLER VE NELER YATMAKTADIR ? Yusuf Atılgan, Türk Edebiyatının en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilmektedir. Pek fazla eser eser bırakmamış olmasına rağmen bize bıraktığı eserler onun sıradan bir yazar olmadığının en büyük kanıtı olarak görülmektedir. Bu yazıda bahsedeceğim” Zebercet” adlı karakter Yusuf Atılgan’ın “ Anayurt Oteli “ romanın başkarakteridir. Psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını işleyen roman kapalı ve biraz da karamsardır. Yusuf Atılgan, Aylak Adam adlı romanında olduğu gibi bu romanında da tekdüze yaşamı, iletişimsizliği, kopuk ve yozlaşmış toplumu ele alır. Zebercet karakteri yaşamın tükettiği insan tipi olarak bizlere yansıtılmaktadır. Zebercet, bu yaşam ve karamsarlık içinde tükenen bir birey olarak karşımıza çıkmaktadır. İşlettiği Otel ile bir bütün olmuş ve onunla aynı yazgıyı paylaşmıştır. Bu yazımda bunun neden, nasıl ve kimin yüzünden oluştuğundan bahsedeceğim. Zebercet ’in yaşadığı bunalımları ve bu bunalım sonrası değişimini ve değişimi sonrasındaki yaşadıklarını kitaptan örnekler vererek açıklamak için çaba sarf edeceğim. Zebercet, Anayurt Oteli’nin katibi ve işletmecisidir. Kendi halinde olan ve kimseye bir zararı olmayan biri olarak yansıtılır romanda. Askerden döndükten sonra tamamen Otelle ilgilenen biridir. Tek sıkıntısı çalınan havlular iken birden bire hayatına giren ve aşık olduğu “ gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın “ tüm dünyasını değiştirir. Kadına aşık olması, ona bağlanması ve sonunda çekip gitmesi ile karşılıksız bir aşkın esiri olması sonucunda belki de değişmek istemiştir. Bunu böyle kabul edebiliriz belki ama bu değişme isteğinin tek sebebinin bu olduğunu kabul etmemiz biraz basite kaçmamızı sağlar. Zebercet sadece bir kadın için değişmek istememiştir belki de. Sürekli aynı şekilde sonuca gitmeye çalışır ve kaybederseniz bir değişime gidip kendinizi geliştirirsiniz ya da değişip kaybolmaya mahkum kalırsınız. Zebercet ‘in değişmek için çabaladığını mesela önceleri “Otelden pek seyrek çıkardı. (…) yılda ya da iki yılda bir terziye, altı ayda bir keselenmek için hamama, dört haftada bir saç tıraşına, ayda bir postaneye giderdi” (s. 21). Artık sık sık dışarı çıkar olmuş ve alışık olduğu bıyığını bile kesmiştir. Gitmediği yerlere gitmeye başlamıştır. Zebercet kendi deyimiyle ne ölü ne sağ’dır bundan sonra. O kadının gelişi belki Zebercet’i etkileyen durummuş gibi gözükse bile tek sorunun o olmadığını geçmişten beri süren bir sorunun olduğunu görüyoruz. Hiçbir yere ait olamama ve kimse tarafından kabul görememe Zebercet ‘in doğumuyla başlayan bir marazdır. 7 aylık olarak doğmuş olması elbette kötü görülecek bir durum değildir. Yazar, bu durumu sanki herkes gibi ana rahmi de onu dışladı gibisinden bir üslup ile bizlere aktarması ve sonrasında okul sıralarında arkadaşları, askerlikte komutanları, gençlik çağında kadınlar tarafından hor görülüp dışlanması onun etkileyen durumlardır. Bu yaşadıkları onu “ anayurduna” kapatmış ve tüm dış dünya ve dış dünyanın kötülüğünden bu şekilde kurtulmak istemiştir. Daha sonra bir değişim belki de bir umut için kolları sıvar ve anayurdundan dışarıya adım atar. Anayurdundan adımını dışarıya atar atmaz Zebercet, içkili aşevine, horoz dövüşüne ve sinemaya gider. Ancak her şey yine istediği gibi değil tam tersi olarak gelişir ve gammazlanıp polis tarafından tutuklanan adamı görmesi, sokakta kestaneci tarafından azarlanması, onun tehlikeli dış dünya ile bağını tekrardan koparmaya yeter. Kendini otelin gerçek sahibi olan ailenin soyundan görmesi onun ve otelin sonunu hazırlar ve tabii ki ortalıkçı kadınında. Ünlü yazar Ayn Rand’ın dediği gibi “Değişim evrenin birinci ilkesidir; her şey değişir. Mevsimler de, yapraklar da, çiçekler de, kuşlar da, ahlak anlayışları da, insanlar da, binalar da.” İnsanoğlu girdiği her sıkıntı ve başarısızlık sonucunda kendini değiştirmek için çaba göstermiştir. Kimi zaman bunu başarıp mutlu bir hayat yaşar. Ancak Zebercet’in durumu bundan biraz farklıdır. Zebercet belki de mutlu bir yaşam sürüp hayatını mutlu sonlandırmak istemekteydi. Yaşamımız sürece her hayalimiz gerçek olsaydı insan yaşamı daha felaket olurdu. Herkesin kurduğu kimi küçük kimi büyük hayaller vardır. Bu hayaller bazen gerçekleşir, bazen gerçekleşmez ama eninde sonunda insan mutlaka hayal kırıklığına uğrar. Bu hayaller ne kadar büyük olursa hayal kırıklığı o kadar gürültülü olur. Zebercet’in içsel bunalımını sadece bir hayal kırıklığı ile sınırlandıramayız belki ama hayal kırıklığını derinliklerine kadar yaşadığını söyleyebiliriz. Zebercet’in hayali “gecikmeli Ankara treniyle gelen kadın” olarak görülebilir fakat bence bu durum bu şekilde değil. Zebercet hayatı boyunca hep yalnız olan ve dışlanan birisidir. Onun istediği yaşam kendisini seven birilerinin olması ve mutlu bir ömür. Bu mutlu bir ömür için kendisine partner olarak o güne kadar görmüş olduğu en güzel kadın olan o yolcu kadını seçti. Kadın gidene kadar hiçbir sorun yoktu ancak kadın gittikten sonra onu beklemesi ve aşık olduğu “gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının” kaldığı odadaki yastık ve havluyla yaşadığı ilişki karmaşık bir ilişkiye girmesi onun aslında neler istediğini ortaya koyan etkenlerdir. Kadının çay içtiği bardağı dudağına götürmesi takıntılı bir durumu göstermektedir. Yani cinsel hayatında da iletişimsiz, kopuk ve psikolojik bir yalnızlık söz konusudur. Hayattan beklentisi olmayan, hayattaki bir kazanım için mücadele vermeyen Zebercet, cinsel ihtiyaçlarını da normal yoldan karşılamayan bir karakterdir. Bunun en büyük kanıtı ise tek taraflı ilişki yaşadığı otelde çalışan ortalıkçı kadındır. Tavan arasındaki odada otelin kedisi ile birlikte yaşayan ve romanın ilerleyen kısmında Zebercet tarafından öldürülen bu kadın, Zebercet’e kayıtsız bir şekilde bağlıdır ancak bu bağlılık tek Zebercet’in düşündüğü gibi değil tam tersine iş standartlarında olan bir bağlılıktır. Zebercet’in bu kadına yaptıkları onu sanki bambaşka bir dünyaya iter. Dış dünyadan tamamen bağını keser ve artık kendi iç dünyasında yaşar. Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli’ni yazarken bir röportajında “çok karanlık şeyler yazıyorum, herkes şaşıracak” demiştir. Berna Moran “karanlık” olanın toplum yapısı olduğunu şöyle açıklar: “Zebercet yalnızlığı, iletişimsizliği, kendi psikolojik nedenlerinden ötürü daha uç noktalarda yaşar, ama sorunu genel insanlık sorunudur. Berna Moran yazmış olduğu “ Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış” adlı kitabında konuyu bu şekilde ele almıştır. Zebercet aslında hayata tutunmak ve “bir şeyler yapmak “ için geç kalmamıştır. Ancak karakterdeki eziklik ve yumuşaklık, dış dünyaya kapalı olan asosyal yapısı onun yaşamak veya yaşamaya çalışmak için herhangi bir girişimde bulunmasını engellemektedir. Yusuf Atılgan aslında bize Zebercet’in kendi hayatı için bile kendi başına karar verebilecek, kendisine yön çizebilecek bir karakterde olmadığını sıkça göstermektedir. Dış dünya ile bağını önceden kopartmıştır. İletişim konusunda büyük eksiklerinin olması ve konuştuğu kişilerle merhabalaşmadan öteye gidememesi onu daha çok karanlık iç dünyasına iter. Diyalog kurduğu tek kişi olarak sayabileceğimiz Emek Subay olduğunu iddia eden kişidir. Bu kişi ile ara sıra diyaloga girer ancak o zamanlarda da çoğu zaman o adam seslendiği için onunla konuşur ki bu diyaloglar kısa sürmektedir. Yusuf Atılgan’ın bize ismini vermediği gecikmeli Ankara treni ile gelen kadından başka birine ilgi duymamaktadır. Onunla sadece kendi zihninde, hayalinde diyalog kurar. Kadını konuşturur, onunla ilgili bir şeyler düşünür, ona cevap verir ancak bunların hiçbiri gerçek değildir. Psikolojik bozulmayı buradan itibaren görmeye başlarız ancak bozulma bu durumdan ibaret değildir. Zebercet’in sorunu belki de kimlik inşasını tamamlayamamış olmasıdır. Dışarıdan nasıl bir kişi olacağını bilememiş ve kendisini hep içe kapatmış birisidir. Yusuf Atılgan, Zebercet karakterini babası ile karşılaştırır. Zebercet dışarıdan hiç tanımadığı insanlara kendi özelliklerini değil, babasının özelliklerini söylemesi onun kendi kimliğini aslında ne kadar da istemediğini kanıtlar. Kendi ismini, işini ve tipini bu kadar sevmeyen bir insanın psikolojik travma geçirmesi tesadüf değildir. Kendi kimliğini bile oluşturamamış bir kişi bu dünyaya ayak uyduramaz. Ayak uyduramayanların sonu kitapta ve gerçek hayatta olduğu gibi intihardır. Çocukluktan başlayan ve yetişkinlik çağı dahil olmak üzere birçok dönemde bu sıkıntıları yaşayan insanlar romanlarda olduğu gibi gerçek yaşamda da vardır. İnsanların bu duruma düşmemesi için anne ve babaların çocukları iyi yetişmesi, her konuda yanında olması ve çocuklarının ihtiyaçlarını gidermeli ve bu konuda gerekirse psikolojik yardım alması için Psikologlara danışması gerekmektedir. Yusuf Atılgan, baba figürünün karakterdeki etkisini hem “Aylak Adam” hem de “Anayurt Oteli” romanında göstermiştir. Ailenin önemini bu iki romanda da vurgulamaya çalışmıştır. Bay C. karakteri babasının tam tersi olmaya çalışan bir kişilik olarak karşımıza çıkar. Zebercet, baba figürünü örnek almaya çalışan onun gibi olmaya çalışan biri olarak bizlere sunulur. İnsanoğlunun hareket ve tavırlarının kaynağı aileden gelebilmektedir. Ancak insan yetişkin olduktan sonra kendi kararlarını alabilecek zeka potansiyeline sahiptir. Aile birey yetiştirir ve o yetiştirilen birey topluma karışır. Bu yetişen bireylerin psikolojisi ailenin elinde olduğu gibi toplumu oluşturacak bu bütün bireylerin psikolojisi insanların elindedir. En ufak tutum ve davranışın insanlığın ne yönde gideceğini belirleyecek niteliğe ulaşabilir. İnsanlığı iyi ve doğru bir şekilde devam ettirebilmek için çocukları iyi yetiştirmek ve psikolojisini bozmaması için gayret göstermek gerekmektedir. Her anne baba kendi çocuğunun psikolojisine sahip çıkar ise dünya daha yaşanılır bir yer olur. Sonuç olarak Zebercet’in yaşadıklarının ve yaşattıklarının tek bir sebebi olmadığını biliyoruz. Zebercet’in bu ilginç ve o kadar da kan dondurucu yaşamı bize suçun tek bir kişide olmadığını göstermektedir. 7 aylık olarak dünyaya gelmesi kendi suçu değildir veya okulda dışlanması gibi etkenler. Yusuf Atılgan burada suçlu olarak bozuk toplum psikolojisinden bahsetmektedir. İnsanların karşıdaki insanda kusur aramasını ve bu kusuru karşısındakini bitirmek veya ezmek için kullanmasını bunu yaparken kendinden kıvanç duymasını ele alır. Zebercet’in kendi suçu ise kimlik inşasını tamamlayamamış olmasıdır. Kendisini babası gibi görmesi elbette iyi bir durumdur ancak kendisini babası yerine tanıtması oldukça kötü bir psikolojik sorundur. Bu durum Freud’a göre, kendisine baba ile özdeşleştirerek bir ego ideali oluşturmaktadır. Zebercet’i bir bardak gibi düşünürsek her su damlacığını ise onun yaşadıkları ve psikolojisi olarak örnekleyecek olursak, doğumundan beri başına gelenler birikir ve bardağı taşıran ise aşık olduğu ve pek bir diyalog bile kuramadan onu terk eden “ gecikmeli Ankara treni ile gelen” kadının otelden ayrıldıktan sonra onu beklemesi ve o kadının asla bir daha geri gelmeyeceğini anladığı o an olarak görebiliriz. Parçaları birleştirdiğimiz zaman Zebercet’in nasıl bir hayat yaşadığını ve psikolojik bunalımının temel sebebini sadece bir kadın veya bir arzu olarak sınırlandırılmadığını ve onun sorununun tek bir sebebi olmadığı görmekteyiz.
Edebiyat
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337bin okunma
181 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.