İnsancıklar
Dostoyevski gerçekten çok büyük bir yazar bunu bu kitaptan sonra da çok iyi anlayabiliriz. Kitabı okurken karakterlerin yaşadığı ruhsal buhranları empati değil de sempati yaparak anladım diyebilirim hatta yaşadım. Yaşayarak okunan bir kitap hatta okuyarak da yaşıyoruz aslında. 1846 da yayınlanan bu kitap günümüzde de etkisi altına alabiliyor bizleri. Dostoyevskinin önünde bir kez daha gömleğimi ilikliyorum.
Bu kitabı taze bitirmiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki karakterlerin birbirlerine sunduğu olayları okurken şükretmemle birlikte aslında hala böyle hayatlar yaşayan insanlarin var oldugunu hatta kimi zaman benim de o insanlardan bir farkimin olmadigini anladim. Aslında çok şeye sahipmişiz. Makar Alekseyeviç'in sadece giymek icin zar zor aldigi o çizmeyi dusununce benim renk kıyafetlerime gitsin diye almaya çalıştığım birden fazla ayakkabılar icin utandım. Bunu yazdiktan sonra degismeyi umut ediyorum fakat degismeyecegimi de biliyorum çünkü benim değismem icin toplumun degismesi gerekiyor. Toplum bizlere elimizdekilerle yetinmemeyi tüketmeyi ve daha fazla tüketmeyi empoze ediyor. Sosyal mecraların bizlerin üzerindeki toksik etkisini bir kez daha anladım. Yoksulluk insanı yiyip bitiren kara bir hastalık ve biz iyileşmemek icin debeleniyoruz.
Temel ihtiyaçlarımızdan bile vazgeçer olduk. Nasil olsa insanlar görmüyor diyerek imaja daha fazla önem verir hale geldik. Kim için ne icin? Bu düzen degisir mi yoksa boyle mi gelisir bilmiyorum ama umarım kimse Makar Devuşkin ve Varvara Alekseyevna'nın durumuna düşmez.
Bu kitabi okuyun ve okutturun.