Puan vermedi·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Mart 2023 00:00 Şiirden çok uzak olduğunu düşünüyorsan korkunç gelebilir sana, gayet doğaldır bu. Eser, okuyucuyu her cümlesiyle bir imge dünyasına sürüklüyor. Nitekim “Dalga” imgesi bence mükemmel bir şekilde açılıp serpiştirilmiş olup, büyük bir ustalıkla tam da yerine göre tasavvur edilmiş olduğu açıkça görünüyor. Bilinçakışı tekniğinin üç büyük yazarından Woolf'un imgesel haznesine hayran kalmamak mümkün değil, şayet şiire de yakınsan elbette. Kullanılan betim, biçem ve üslubuyla benzerine neredeyse hiç rastlanmayacak bir eser benim açımdan. Yine de herkesin, en azından edebiyat denizinde bir yerde durduğunu hisseden biri için okumasını kesinlikle tavsiye ederim.
Bazı eserler için ”zor”, bazıları için de “ağır” dendiğini herkes duymuştur muhtemelen. Edebi bir problem olmamakla birlikte bir okuyucu gözüyle bu iki sıfatın açılımı ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum önce, ardından buraya geri döneceğim. Niye ağır? Çünkü psikolojik bir eser okunmaktadır. Niye zor? Çünkü bilinçakışı tarzı ile yazılmıştır. Hepsi bu! Keza Woolf için de zor denilmesi gayet doğaldır. Dedim ya, imgenin çarpıcı, lirik ve de vurucu bir dili vardır. Sık sazlıklarda ya da kalın perdelerde olduğu gibi bir şey hep giz içindedir; deyim yerindeyse, gizi göstermez ama içindeki şeyi bulman için sana oldukça karmaşık bir yol da sunabilir, berrak ve duru bir ırmak da. Bakma böyle konuştuğuma, Dalgalar'ı iki kez yarısında bırakmış bir adamım ben. Ama sonunda elime aldım, okudum ve gizlerin dünyasında yolumu ırmakta yıkanarak buldum. (Bu arada Herakleitos'a bir gönderme değildi bu) Gördüm ki alıştığım şekilde bir akıştan farklı bir akıştı bu. Betimleme ve geçişler monolog yoluyla karakterden karaktere aktarılırken bu geçişi sen de fark edeceksin diye umuyorum. Yalnızca klasik roman anlayışını beklet ve öylece, kasılmadan okuma yapman önerimdir.