Ereb Şemo ve Dımdım Kalesi..
Dışarıdan bakan biri için bir kaleyi ölümü pahasına teslim etmemek anlamsız gelir belki. Ama bu kaleyi teslim etmek Kürtlerin; şereflerini, onurlarını, haklarını, varlıklarını teslim etmek gibi. Yaşar Kemal bir kitabında "insanın kurdu kendisidir" diye boşa dememiş. Var bu insanların bildiği. Var ki bize de bunu anlatmaya çalışıyorlar.
Osmanlı'nın Kürtler için kardeşim (!) diyip, sonrada onları en acımasız şekilde öldürmesi kardeşlik değil kalleşlikten başka bir şey değildir. Gözlerini toprakla bir türlü doyuramaya devletler aç çakallar gibi sağa sola saldırır. Osmanlı ve İran'da bu aç çakallara örnek resmen. Kürdistan'ı parçalamak ve hâkimiyet kurmak istiyorlar. Kürtleri de kendilerine benzetmeye çalışıyorlar ama buda muvaffak olamıyorlar ve bu onları çıldırtıyor.
Kürdistan diye bir bölgenin varlığını inkar edenler kendi tarihlerinden bihaberler, onlardan adalet, bilinç, millet gibi özümsenmesi gereken kavramların olmayışına şaşırtmamalı. Ama bir Kürt neden kendine ihanet eder ki? Neden kendine ihanet edip bir başkasının boyundurluğu altında kalarak ona hizmet eder? Neden? Bunu anlayamıyorum. Hangi millet bunu kendisine yaparsa yapsın yine anlayamayacağım. Para mı, şan mı, şöhret mi, ne? Nedir kendini satacak kadar önemli olan şey? Kendine ihanet eden tüm Kürtlere kızgınım.
Xano. Ah Xano. Bu millet senin kadar, Hamza çavuş kadar, Şebbab kadar, Zadine hanım kadar cesur olsaydı biz belki de bugünlerin bu halini görmezdik. Çok daha başka bir kaderimiz, tarihimiz olurdu. Sebep olanlar gün yüzü görmesin.
Xano'nun komutanlığına, adaletine, merhametine, cesaretine, hele ki gözü karanlığına hayran kalmamak mümkün değildi benim için. Ve onun gibi diğerlerine de.
Kitapta Kürtlerin hayatına ilişkin çok belirgin anekdotlar vardı. Bunları örneklendirmek gerekirse; kıyafetleri, yaşam tarzları, birbirleriyle yardımlaşmaları(imece usulü), avcılıkları, askeri bakımdan hünerleri, hayvancılıktaki yaşamları. Bunun dışında, sözlü edebiyattaki dengbejleri, atasözü ve deyimleri... Halaya olan düşkünlükleri. Ağıtları, ninnileri, kargışları... Çok ama çok şey var.
Kendini bilmez bir Hurşit var, gözü doymayan bir Hurşit.
Dilber var, güzelliği ile herkesi kendine hayran bıraktıran Dilber.
Şebab var, cesareti ve maharetiyle övgüler alan bir Şebab.
Mahmude Merekani var, ihanetiyle olan bir Mahmude Merekani. (Bu adamdan nefret ettim.)
Kitap benim açımdan inanılmaz güzel bir kitaptı. Ama son 7-8 sayfası var ki, olanlar öyle olmasın diye diye sonunu getirdiğim o bir kaç sayfa. Donuk bir şaşkınlık ve kırgınlıkla çevirdim son sayfayı. Anlatamam onu. Anlatsam okuyacak olana haksızlık ederim.
Her ne kadar Kürtlerin içinde, kendilerine ihanet edenler olsa da, son nefeslerine kadar vazgeçmeyen, boyun eğmeyenler de var. Ve biz o boyun eğmeyenlerin mücadelesi ile yaşıyoruz. Bizim de onlar gibi olmamız gerekir, düşmana karşı bir olmamız gerekir ama gel gör ki şereflerini satanlar var. Aslını kabul etmeyenler. Ve dahi utanıp korkanlar.
Sözde Osmanlı'nın da kardeşiydik, ne oldu bize? Şimdi de Türklerin kardeşiyiz, ne olacak bize? Yarın kim bilir kimin kardeşi olacaz. Ve kim bilir daha kaç ihanet, kaç sırttan bıçaklanmalar yaşayacaz.
Ben bugün karar verdim ki, eğer geçmişte, bir zaman diliminde yaşayacak olsaydım, kesinlikle Dımdım kalesinde yaşayan biri olmak isterdim. Xano'yu tanımak isterdim. Onunla ve o kalenin cesur, fedakar halkıyla yaşamak isterdim. Varsın ömrüm bir kelebek ömrü kadar kısa olsun ama şerefli olsun.
Tabii ki ve tabii ki dehşetle öneriyorum. Ereb Şemo'yu bu kitabıyla tanıdığım için çok mutluyum. Beni bu kitapla tanıştıran hocam sağolsun, varolsun.
Kendinize ait olanlarla birlikte, kitaplarla kalın.
Ereb Şemo