·78 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Nisan 2023 02:56 Herkese merhabalar yeni bir inceleme ile karşınızdayım.
Bugünkü incelediğim kitap ütopya türünün ilk ve en bilinen örneklerinden birisi olan Güneş Ülkesi.
Güneş Ülkesi bir Dominiken tarikatı üyesi olan Tommaso Campanella'nın hapishanedeyken yazdığı ve kendi ütopik toplumunu anlattığı eseridir.
Güneş Ülkesi özel mülkiyetin olmadığı, kişiler arasında evlilik bağlarının olmadığı çocukların toplumca yetiştirildiği, çiftleşmelerin bile otorite denetiminde olduğu bir toplumu barındırmaktadır. Bu toplum her birisi kendi alanında yetkin görevliler olan güç, sevgi ve bilgelik tarafından ve en tepede her şeyden bilgisi olan Metafizikus yönetmektedir.
Bu toplumun çocukları sütten kesilmelerinden itibaren eğitime başlamakta ve yeteneklerine göre yönetici, zanaatkâr, asker vs. olabilmektedir. Bu nedenle Platon'un devlet anlayışı ile Campanella'nın ütopyası arasında epey benzerlik bulunduğunu düşünüyorum.
Güneş Ülkesi 17. Yüzyıl İtalyan şehir devletlerinden esinlenilerek bir sıkı korunan bir şehir olarak tasarlanmıştır.
Özel mülkiyet, aile, soy üstünlüğü gibi o dönemin yaygın kavramları gibi kıskançlık, hırs ve kibir gibi evrensel sıkıntılar da güneş ülkesine yabancıdır.
Toplum sürekli eğitim halinde olan yapısıyla gelişime açıktır.
Toplum yapısı iyi, namuslu, çalışkan insanlardan mürekkep olduğu için insanlar birbirlerini denetler, bu denetim suç işlenmesini toplumsal düzenin yozlaşmasını önler.
Yöneticilerin altındaki görevliler halkın tepkisine göre değişebilse de yöneticiler ancak kendilerinden daha iyi bir yönetici adayı bulurlarsa kendilerini değiştirebilirler bu da pek mümkün olmamaktadır.
Aile kurumu olmadığı ve üreme sistemi otorite kontrolünde olduğu için kadının rolü her ne kadar toplumdan kopuk olmasa da aşağılanmaya ötekileştirilmeye çok müsaittir çünkü kadınların ve erkeklerin asıl işlevi birbirlerine uygun karşı cinsle çiftleşip toplum için sağlıklı nesiller yetiştirmektir.
Hamile kalamayan kadınlar bu toplumda ortalık malı olur ve onlarla zevk için birlikte olunabilir.(Kadınların ortak kullanımı yazar için de Hristiyanlığın farklı bir yorumu kabul edilse de bu yazar kitap içinde bu yorumu benimsemediğini belirtmiştir.)
Ayrıca eşcinseller de yakalandıkları takdirde var olan düzeni alaşağı ettiklerini sembolize etmesi için boyunlarına ayakkabıları asılarak dolaştırılır.
Kitap ayrıca döneminin din felsefesini, gök bilimi alanındaki gelişmelerine de göndermeler halinde yansıtmış olup bu gondermeleri benim okuduğum Kapra Yayınları baskısı dipnotlarda doyurucu biçimde açıklamıştır.
Kitabı okumadan önce bu kitap hakkında okuduğum yorumlar ütopyadan ziyade bir distopya olduğu yazılmıştı.
Ütopya ve Distopya arasındaki fark var olması istenen ve var olması istenmeyen gelecek olduğuna göre bu kitabın türünü kesinlikle okurun zihin dünyasının belirleyeceği kanaatindeyim.
Güneş Ülkesi hem yazıldığı dönem itibariyle hem de bahsettiği konuları işleyiş şekli itibariyle enteresan bir eser olup eleştirilecek ve dikkate alınacak birçok unsuru içinde barındırmaktadır.
Ütopya türüne ilgi duyan ve felsefeye meraklı insanların bu kitabı da ilgiyle okuyacağını düşünüyorum.
Böylece bir kitap incelemesinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayım.
Hepinize kitaplarla dolu günler diliyorum.