İlk incelemem için içime sinen ve bir dolu duygu hissettiğim, sindirerek okuduğum bu özel ve değerli eser ile başlamamın, benim için fazlasıyla mutluluk verici olduğunu belirtmek isterim.
Jack LondonMartin Eden
Yarı otobiyografik olarak nitelenen bu eser,
Bir gencin; yaşadığı zaman dilimi ve çevresindeki sosyal statü farkının ve bu sebebe bağlı olarak ortaya çıkan bir trajedinin anlatısıdır.
Denizci olan genç adam Martin'in; görür görmez aşk olarak nitelediği ve bu duyguyu en derinlerine kadar yaşayıp sahiplendiği, bu uğurda radikal kararlar almasını ve yıllar süren zorlu çalışmalarına rağmen başkalarının güvensizlikleri, inançsızlıkları ve çeşitli dayatmaları neticesinde; kendisine olan inancından, mücadelesinden vazgeçmeyen, isteklerine (kendi istekleri değil aslında, bir şeyi elde etmek, ona ulaşmak için yapma mecburiyeti hissettiği bir durum bu ve bir kişi için yapılmasının hiç doğru olmadığını düşünüyorum) ulaşmak uğruna her şeyini yitirmesine rağmen; başarı basamaklarını zorlukla tırmanan fakat zirveye ulaştığında asla tahmin etmediği ve en büyük, en değerli olan şeyi (bunun ne olduğunu söylemem doğru ve etik olmaz) kaybetmesinin ardından verdiği kararın acılığıyla hüzünlendiren bir eser.
Fazlasıyla zevk alarak, duyguları yaşayarak okuduğum, yeterince haz veren bir eser. İlk sayfalardan itibaren Ruth ve düşünceleri, davranışları beni hiç hoşnut etmemişti aslında ve Martin'in güzel ve çoşkulu sohbetlerini bile baltalayan bu kişi, onu zerre hak etmiyordu benim nezdimde. Diğer taraftan kitabın ilk kısımlarında Lizzie karakteri için düşündüklerimde yanıldığımı fark etmem ve ilerleyen sayfalarda, Martin'e nasıl değer verdiğini görmek, bana her şeyin çok daha farklı olabileceği izlenimini verdi.
• Sadece onu düşünmek bile Martin Eden'i yüceltiyor, saflaştırıyor, daha iyi biri haline getiriyor ve daha da iyi olmak istemesine yol açıyordu. (Sayfa 42)
• Onu öylesine çok, öylesine feci ve öylesine ümitsizce seviyordu. (Sayfa 118)
• "Kendim dışında kimse bana inanmıyor..." (Sayfa 320)
• Kendisiyle yakınındaki insanlar arasındaki korkunç düşünsel uçurumdan şaşkına dönmüştü. (Sayfa 394)
• Her şeyde hayal kırıklığına uğramıştı. Her şeye yabancılaşmıştı. (Sayfa 424)
• "Anlamıyorsun, şimdi bile ne dediğimi anlamıyorsun. Kelimelerim, içlerine yüklemek için onca çaba gösterdiğim anlamlarını sana aktarmıyor. ..." (Sayfa 459)
• Yaşamayı arzu etmeyen bir hayat, sona erme yoluna girmiş demektir. (Sayfa 470)
Martin'i anlamayan Ruth'a içerlediğimi de yazmazsam olmaz. Hiçbir insan, şekle sokulmak veya bir heykel misali yontulup belirli bir form kazandırılmak için var olmaz. Ruth, Martin'i değil; Martin'in kendisine duyduğu sevdayı ve o sevdanın getirisini seviyordu. Aslında Martin'in sevgisiyle sahip olduğu güçtü istediği, Martin veya sevgisi değil.
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.