Gönderi

Onur

, bir kitap okudu
8/10
·128 syf.·
Beğendi
·
3 günde okudu
·
2023 31. kitabı
Arthur Schopenhauer
8.1/10 · 1.354 okunma
·
53 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Onur
Gönderi Sahibi
Birkaç kitabından sonra benim gözümde Schopenhauer; - Aşırı derecede Budizm ve Doğu Mistisizminden etkilenmiş. Şu ana dek okuduğum her eserinde, okuyucunun ağzına birkaç parmak bal niyetine bu öğretilerden tattırıyor. - Onun gözünde ölümsüzlük yalnızca irade için geçerli. Ölüm yalnızca bedenen ve zihnen gerçekleşiyor. Burada Palingenesis yani yeniden doğuş fikri söz konusu. - Her defasında 'yaşama iradesinin yadsınması' gerektiğinden bahseder. Yaşamımızda her daim, oltadaki yem misali, bir hedefin ya da isteğin peşinden gittiğimizi ve bu amaçlar uğrunda harcadığımız enerjinin 'boş,anlamsız' olduğunu vurguluyor. Bu yolda ise Schopenhauer'ın en iyi örneği keşişlerdir. onların yaşam biçimlerine büyük bir saygı besliyor. - Onun gözünde yaşam bir şerdir. Olmaması gerekendir. Yaşam, hiçliğin mutlu sükunetinin bozulmasıdır. - Enteresan bir şekilde Yeni Ahit'ten birçok alıntı yapıyor ve bu tarafın Ahlak Felsefesinden faydalanıyor. ( Nietzsche, bu yönünden hiç haz etmiyordu.) - Dünya kusurlu ve bozuktur. Ve haz menfidir. - İyimserlikten (optimizm) tiksinir; kalabalıklardan hoşlanmaz. - Arabacıları yani at arabası sürücülerine ana avrat düz sayıyor. Her kırbaç sesi duyduğunda ağzından okkalı bir küfür duymak mümkün. Ayrıca hayvanlar söz konusu olduğunda, her defasında duyarlı davranması harikaydı. - Yaşama yalnızca maddi bir anlam çerçevesinde bakanları küçümser. Ona göre maneviyat olmadan olmaz. - Dinleri, birçok yerde dürtükler; rahatlarını kaçırır. Ama iş Ahlak Felsefesine gelince Yeni Ahit'e çaktırmadan yanlar :) - Her defasında acı ve ıstırabın kişiyi geliştirdiği ve ona birçok anlamda katkı sunduğuna vurgu yapıyor. Kişinin inzivaya çekilip yanına da erzak olarak ıstırabı almasını ve bunun sonucunda yaşayacağı değişimi destekliyor ki bu konuda bende ona katılıyorum. - Okumak,Yazmak ve uaşamak üzerine adlı kitabında, "Tanrı İnancı" nı şu şekilde açıklıyor; Doğada bulunan güçler karşısında insanın kendini güçsüz ve aciz hissetmesi sonucunda, nesneleri içlerinde bulunan manevi güçlerle açıklama çabasıdır. (Mircea Eliade'nin Dinler Tarihine Giriş adlı eserindeki Tanrı inancı tanımıyla neredeyse birebir tutuyor.)