Ana! Kitabı burada gördüğüm alıntılardan beri oldukça merak ediyordum. Nihayet alıp okumaya başladığımdaysa gerçekten buna değdiğini anladım. Yalnızca tembellik dönemime denk geldiği için uzuuuun bir süre okudum, tâbiri caizse kitabı süründürdüm. Oysaki kitap oldukça sade dilli ve okunasıydı.
Kitabın içeriğine girmeden önce yazarı Maksim Gorki'den bahsetmek isterim. Yazar küçük yaşta anasız babasız kalmış ve 10 yaşında iş başı yapmış bir ayakkabıcıda çalışmaya başlamış ve sonrasında elleri kaynayan çorba ile haşlanınca ara vermiş olsa da iyileşince çeşitli yerlerde çalışmaya devam etmiş. Halkı, işçiyi belkide en iyi bilen yazarlardandır. Ve elbette bugün bile onun eserlerini okuyorsak bu ızdırap dolu yaşantısından dolayıdır bence. Neyseki kitapları o ölmeden ünlenmiş ve o günleri görebilmiş.
Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen diğer kitaplarında da konunun buna benzer olabileceğini düşünüyorum.
Kitapta nelerden bahsediliyor, okurken neler hissettin diye sorarsanız eğer Ana sıcaklığı kitabı elime aldığım andan itibaren bana geçti. Kitaptaki ana karakter olan "Ana"yı anneanneme benzetmekten kendimi alamadım. Onun endişeleri, düşünceleri beni gülümsetiyordu.
Konuya gelirsek eğer spoi vermeden açıklamaya çalışacağım. Yolsuzluğun, şiddetin, vergilerin insanların boyunu aştığı günlerde gerçekleri anlatanlara yapılan eziyetler, onların mücadelesinde bir Ana'nın nasıl yürekli olabileceğini anlatıyor. Bir Ana, koca yürekli Ana hemde.. Ben okurken bazen şaşırdım yaptıklarına karşı. Bu ana gerçek olsa da ellerinden öpsem keşke diye düşünüyorum.
"Fabrika, koyu kırmızı renkte dev bir örümceği andırıyor, kapkara kurumla örtülü düzlüğün üzerind göklere uzanan bacalarıyla yayılıyordu. Tek katlı işçi evleri fabrikanın çevresine sıkışmıştı. Basık, kurşuni evler bataklığın kıyısında toplanmıştı. Ufak, donuk pencereleri hallerinden yakınırcasına birbirine bakıyordu. Fabrikalar gibi koyu kırmızı renkte olan kilise de evlerden yukarı yükseliyor ama çan kulesi fabrika bacalarından daha alçakta kalıyordu." (sayfa 209)
Okuduğum yayınevi Yordam Edebiyat ve Çeviren Zaven Biberyan'dı. Diğer yayınevlerini bilmiyorum ama bu çeviriyi sevdiğimi belirtmeliyim.
Ayrıca şuraya da dün kitabı bitirdikten sonra izlediğim Gorki'yi anlatan Kentler ve Gölgeler Belgeselini youtu.be/9zXpLNqhA6o
Ve bu kitaptan ilham alınarak neler yapılabileceğini anlatan Ümmiye Koçak'ın Tedx konuşmasını ( youtu.be/FiO1n6hY34U ) da iliştiriyorum. Romanın adını duyunca "Aaa benim kitabım!" diyecek kadar sahiplenmiştim Ana'yı.. Tabii uzun vakit geçirdik :D