·184 syf.····Okunma: 12 Temmuz 2017 13:41 Dünyamızın bu halini; denizsiz, ağaçsız ve hayvanların olmadığı, güneşin bile renginin solduğu bir yer olarak düşünün... Sanırım birçoğumuz bu görseli zihnimizde canlandırmakta zorlanacağız hatta başaramayacağız. Nedeni ise bugün bile insanoğlu hırsları ve daha çok yaşam alanı ( betonlaşarak) katletmekte çekinmediği,
doğanın bir gün bizim yaptıklarımızı bize geri dönderip intikam alacağını, gelecek nesiller için var olan dünyamızın yok olacağını, hesap etmemesinin acı bilançosunu yavaş yavaş hissettirip, insana hala şans vermesine, azınlık olarak hala dünyamız için umut besleyip dikkat etmemiz gerektiğini, geri kalan insanlığın sadece şu anı yaşayarak ileri ki dönemlere miras olarak kurak, katliamlarla dolu verimsiz bir dünya bırakmak için yarışmasının ne kadar acı bir tablo olduğunu zihnimiz bile kabul etmekte zorlanacak... Ama gerçek sandığımızdan daha hızlı bir şekilde bize kendini hatırlatıyor. Buzulların erimesi, sıcaklıkların artması ve bir çok hayvan ve bitkinin artık yok olmuş olması gelecek adına endişe etmemiz için yeterince açık ortada duruyor ve insanoğlu hala var olanı korumaktan ziyade, her şeyi talan etmekteki ısrarını sürdürüyor...
Önümüzde duran gerçeklerin insanoğlunun bu kadar acımasız bir şekilde, el birliği ile doğayı katletmesini, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin toprak olmadan tüm ekolojik dengenin geri dönülmez biçimde hasar görmesi ve bu anlamda
icat edilen hiç bir şeyin faydasının olmayacağını bilmek için kahin olmaya gerek olmadığını ve en azından birey olarak dünyamıza katkı sağlamamız gerekli olduğuna yazarlarımız dikkat çekiyor. Gelecek yaşamlarda dünya ile beraber insanoğlunun da kendi yok oluşuna nasıl katkıda bulunduğuna dair çarpıcı gerçeklerle yüzleşmemiz, düşünmemizi; biraz olsun gelecek nesiller için dünyamızın bize ait olmadığını, çocuklarımıza bırakacağımız mirası korumamızın önemini bizlere tekrar hatırlatılmış yazarlarımız...
Eser Ütopya'dan Distopya'ya doğru ilerlerken, bilim kurgu tarzına da çok yakın görünüyor...
Savcı Nancy hala dünya da insan ırkına zarar verecek davaları sonlandırarak gri dünyamızı en azından çocuklar için daha yaşanır bir hale getirmeye çalışmaktadır. Aşık olduğu adam onun hayatında yer almasa da bir gün oğlu Jason için geri gelip, Nancy'nin hiç bilmediği gerçekleri önüne serer...
Sevgi dolu bir aile içinde büyüyen bir çocukla, nefret ve intikam duyguları ile büyütülen bir çocuğun duygu dünyası kan bağı olsa da ne kadar farklı olabilir ki? Aldığımız genetik yatkınlık mı yoksa yetiştiriliş tarzımız mı birey olarak ileri ki yaşlarda hayatımıza etki ediyor? Nancy dünya üzerinde insan ırkını korumaya adadığı hayatını acaba ailesi için de sağlayabilecek mi? Hayatın bizi nerelere çekeceğinden emin olmadığımız an acaba en zayıf olduğumuz an mıdır? Sayfaları merakla çevirmeme sebep olan bu soruların cevabını üzülerek okudum...
Özellikle kitabın ilerleyen sayfalarında iki zıt dünya liderinin konu edilmesi çok ilginç
ve güzel olmuş...
İki yazarın birlikte kaleme aldığı kitabın yazım dili sade, akıcı ve merak uyandırıcı. Kapak tasarımı bana göre dikkat çekici olmuş. Teknoloji ile birlikte insan neslinin de gitgide robotlaştığını hatırlatıyor. Pia ve Yeşim Demir'in daha nice ortak eserlerde buluşmasını ve bizlerle buluşturmasını diliyorum...