Dünyamızın bu halini; denizsiz, ağaçsız ve hayvanların olmadığı, güneşin bile renginin solduğu bir yer olarak düşünün... Sanırım birçoğumuz bu görseli zihnimizde canlandırmakta zorlanacağız hatta başaramayacağız. Nedeni ise bugün bile insanoğlu hırsları ve daha çok yaşam alanı ( betonlaşarak) katletmekte çekinmediği,
doğanın bir gün bizim yaptıklarımızı bize geri dönderip intikam alacağını, gelecek nesiller için var olan dünyamızın yok olacağını, hesap etmemesinin acı bilançosunu yavaş yavaş hissettirip, insana hala şans vermesine, azınlık olarak hala dünyamız için umut besleyip dikkat etmemiz gerektiğini, geri kalan insanlığın sadece şu anı yaşayarak ileri ki dönemlere miras olarak kurak, katliamlarla dolu verimsiz bir dünya bırakmak için yarışmasının ne kadar acı bir tablo olduğunu zihnimiz bile kabul etmekte zorlanacak... Ama gerçek sandığımızdan daha hızlı bir şekilde bize kendini hatırlatıyor. Buzulların erimesi, sıcaklıkların artması ve bir çok hayvan ve bitkinin artık yok olmuş olması gelecek adına endişe etmemiz için yeterince açık ortada duruyor ve insanoğlu hala var olanı korumaktan ziyade, her şeyi talan etmekteki ısrarını sürdürüyor...
Önümüzde duran gerçeklerin insanoğlunun bu kadar acımasız bir şekilde, el birliği ile doğayı katletmesini, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin toprak olmadan tüm ekolojik dengenin geri dönülmez biçimde hasar görmesi ve bu anlamda
icat edilen hiç bir şeyin faydasının olmayacağını bilmek için kahin olmaya gerek olmadığını ve en azından birey olarak dünyamıza katkı sağlamamız gerekli olduğuna yazarlarımız dikkat çekiyor. Gelecek yaşamlarda dünya ile beraber insanoğlunun da kendi yok oluşuna nasıl katkıda bulunduğuna dair çarpıcı gerçeklerle yüzleşmemiz, düşünmemizi; biraz olsun gelecek nesiller için dünyamızın bize ait