Kitapta birbirine paralel olarak ilerleyen iki hikaye var. Biri Sitare’nin baş rolü olduğu ve Sitare’ye aşık kahramanımızın anlatımıyla modern (!) bir yaşamın hikayesi. Diğeri ise zamanı durdurmuş gül yetiştiren adamın hikayesi.
Her iki hikayede de olay örgüsü oldukça az; daha ziyade kişilerin, durumların, yerlerin ve zamanın tasvirlerine yer verilmiş. Öyle ki kendinizi her iki hikayede de kahramanların yanıbaşında hissedebilirsiniz. Örneğin ay ışığının tasvir edildiği bir kısımda gecenin karanlığını ve ayın her yere biraz daha karanlık bulaştıran ışığını, yaz veya kış olsun gecenin kendine has soğukluğunu içinizde hissediyorsunuz. Veya küçük bir şehirde yatsı namazı çıkışı sokakların boşalmasını sanki içinizde o yalnızlık ve sessizlik hissiyle duyuyorsunuz. Daha fazla örnek vermeyeceğim fakat demem o ki günlük bazı durumlar, sahneler kitapta ustaca resmedilmiş.
Hikayeler birbirinden çok farklı hayatları anlatıyor. Ve aralarındaki bu tezat adeta bir fotoğraftaki kontrastın artırılması gibi her iki hikayeyi daha da belirginleştiriyor. Anlatılan olayları, duyguları çok daha yüksek bir seviyede duyumsamanızı sağlıyor. İki hikaye bulunmasının bir yönü daha var. Bir tarafta kendisi için zamanı durdurmuş bir adam, diğer tarafta zamanla yarışırcasına hızlı, kalabalık yaşayan, ölüme kafa tutan bir kadın. Ve belki bu da geçen zamanın insanlara neler yaptığını, her şeyin ne kadar da değiştiğini göstermekte etkili olmuş. Kitabın farklı hikayelerinin bu farklı kahramanları ancak son hikayede bir arada bulunabiliyor. Fakat kitap boyunca beklediğim gibi, biraz da filmlerden, romanlardan bildiğimiz tarzda değil bu hikayelerin kesişmesi, çok daha şaşırtıcı biçimde oluyor.
Yazar hayat görüşünü kitapta doğrudan dikte etmemiş fakat kitabı okurken bir taraftaki boğucu havayı diğer tarafta ise huzurlu ve dingin havayı hissedebiliyorsunuz. Buradan örtülü bir anlam çıkarmak elbette mümkün. Kitabın sonuna geldiğimde gül yetiştiren adamın doğru şeyi yapıp yapmadığı ve özellikle insanlara yaptığı konuşmada haklı olup olmadığı veya o konuşmayı yapmaya onun hakkı olup olmadığı doğrusu beni düşündürdü. Ki kitapta üzerinde düşünülecek daha pek çok kısmın bulunduğunu da söylemeliyim. Özetle, Gül Yetiştiren Adam bence etkileyici olmadığı izlenimi verirken derinden etkileyen bir kitap. Apaçık, yüzeysel, vurucu bir şekilde değil; içten içe, fark ettirmeden, derinlerde bir yerlerde iz bırakarak…