Uzun bir sürenin sonunda bitirebildim kitabı. İhsan Oktay Anar'ın okuduğum ilk kitabıydı ve Yazarın da ilk kitabıymış ona rağmen başarılı buldum . Yazarın dilini de sevdim anlaşılır bir edebi yönü, yerine göre derinliği vardı.
Birkaç yerde görüp inceledikten sonra okumaya karar verdim beklentim yüksekti o yüzden. Okurken beklentimi karşılayacağını düşünmüyordum. Ama bitirince bu fikrim değişti. Kapağını kapattığımda sanki ben de Uzun İhsan Efendinin düşlerinden birindeymişim de uyanmışım gibi hissettim. Beklentimi karşılayamayacağını düşünmeme sebep olan şey kitabın biraz karışık olmasıydı. Karışık olmasına karşın yazar burada yeteneğini göstererek bütünselliği yakalamıştı. Çok fazla karakter, farklı farklı hikayeler, düşler, yaşamlar vardı.
Okudukça hikayeler ve karakterler birleşiyor. Birbirlerine rast geliyorlar. Çok yönlü bilgi birikimi olan yazarımız ilmek ilmek birbirine bağlıyor karakterleri ve olayları. Çoğu bir yerde birbirlerinin acılarına, hayat hikayelerine, düşlerine ortak oluyorlar.
Arap İhsan Efendi ve Uzun İhsan Efendi ile başlıyor kitap. Uzun İhsan Efendinin sağ kolum anlamına gelen Bünyamin adlı oğlunun maceralarıyla devam ediyor. Yaratılmış olan Bünyamin ise yaratılmamış olan da Uzun İhsan Efendi mi oluyor? Bünyamin Uzun İhsan Efendinin mi düşü , Uzun İhsan Efendi mi yazarın bir izdüşümü, yoksa Alibaz'ın mı, kenarda uyuyan bekçinin mi, tüccarın mı hayal alemi?
Descartes mi haklı yoksa Uzun İhsan Efendi mi? Hepimiz birer düşten mi ibaretiz? O halde kim kimin düşü? Söylenecek ve sorulacak ne çok soru var oysaki. Herkesin soruları ve cevapları farklı olacaktır muhakkak. İlk incelemem olduğundan kısa tutup bir alıntı ile taçlandırıp bitireyim.
''Düşündüğüm için ben var değilim, sizler varsınız. Sizler benim zihnimdeki düşüncelerden ibaretsiniz.''
Güzel düşler kurup kendi atlasımızı oluşturmak umuduylaa:)