Gönderi

"Men bende-i Kur'anem eğer candârem, Men hâk-i reh-i Muhammed Muhtârem, Eğer nakl küned cüzin kes ez güftârem, Bîzârem ezû ve zân sühun bîzârem." Mevlânâ, "Mesnevi mısra mısra Kur'an-ı Hakîm'i anlatır, ben de Kur'an'ın bendesiyim/kölesiyim, Muhammed-i Muhtâr Hz. Muhammed'in (s.a.v.) yolunun tozuyum, dedi. Kim benden bundan başkasını nakleder ya da bana isnad ederse; ondan da bîzârım, o sözden de bîzârım." dedi. Mevlânâ, yolunun ney ve sema ile kapatılacağını, Mesnevi'nin mesajının bu iki unsurla gölgeleneceğini görmüştü de sanki şöyle demişti: "Ömrümü vererek ortaya koyduğum hakikatimi, Muhammed-i Muhtâr'ın yolunun tozu olmamdan başka bir hassasiyetle her kim anlatırsa, ondan da bîzârım. Eğer birileri beni 'ney'e mahkûm edip, mesajımı, bendesi olduğum Kur'an vadisinden koparır, Mesnevi'nin nağmelerini 'ney' sesine kurban ederse; onlardan usandım Allah'ım! Kur'an'a 'bende' bir Müslümanın kabrinde Kelamullah'ı okuma yerine 'ney' çalan anlayıştan bîzârım."
Sayfa 34·Kitabı okudu
··1 alıntı·
299 Gösterim
2 Yorum
Eflâkî'nin Menâkıbu'l-Ârifîn'inde Mevlânâ'nın cenazesinde (idi sanırım) dervişlerin ney çaldığı geçiyor. Mevlevilerde ne bu fıkıhçılar gibi ney ile Kur'ân'ın çatıştığı ve ney ve semânın tarikatta tâlî elemanlar olduğu düşüncesi var ne de Mevlânâ'yı ney, semâ ve kalıplaşmış bir kaç hümanist görüşle sınırlandırmaya çalışanlarınki gibi bir düşünce var.
Doğrudur..
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.