Anton Çehov kalemiyle değerli birinin önerisiyle tanıştım. Hikayeleriyle çıktığım edebiyat yolunda daha sahrada kum tanesi kadar bile yol katetmedim derken, kitapdaşım @Yazarlarkulubu le beraber kitap okuma anılarıma bir kitap daha eklendi. Teşekkür ederim, değerli anılar için.
Kitaba başladım, 12 sayfa okuduktan sonra hafızamın belleğinden hikaye canlanmaya başladı. Meğer ben hikayeyi okumuşum. Ama başladık bir kere ve söz verdim bu gece bitecek diye. Bitirmeden de uyumadım.
Bana Akıl oyunları filmini andırdı. Ama aradaki fark şu ki; filmde kahramanımız hastalığıyla barışıyor, sanrılarıyla bir ömre razı geliyor ve hayatına devam ediyor. Kitaptaysa kahramanımız hastalığıyla savaşıyor ve sanrılarına yenik düşüyor. Ve sonuç? Hüsran.
Buradan şöyle bir anlam çıkardım kendim için. Eğer hayatımızdaki olumsuzlukları da kabullenip onlarla yaşamayı öğrenirsek, acılarımızı da kabullenip seversek, onlarla savaşmayı değil, barışık olmayı seçersek, bir şekilde ayakta durmanın yolunu bulur, devam ederiz. Belki de bu güç beni hayata karşı ayakta tutuyordur.
"Her insanın hayatında kara delik olur, kimileri ondan yan geçer, bir şekilde birilerine, bir yerlere tutunur. Bazıları da savunmasız kalır, kara deliğe takılıp düşer." Ben buna benzer bir yazıyı Gülseren Budayıcıoğlu'nun kitabında okumuştum. Şizofreni herkesin bir adımlığındadır. Yeter ki kendimizi ondan korumasını bilelim. An meselesi dediyim anlar oldu ama ben acılarımı sevdim, hüznüme aşık oldum, yaralarımı kabul ettim. Sanrılarımla arkadaş oldum. İşte bu yüzden kara delikten bir adım yan geçtim.
Bir hikaye için çok uzun bir inceleme olmuş olabilir ama, incelemelerim, kitabların bende bıraktığı etkiyi bana hatırlatması için buna ihtiyacım vardı.
Buarada ben pdf okudum ama @Yazarlarkulubu sayesinde öğrenmiş oldum ki kitabın arka kapağında Anton Çehov'un gördüğü rüyadan sonra yazdığı hikayeymiş. Ve düşündüm de rüyalarımızı yazsak, nasıl olurdu?
Keyifli okumalar dilerim..