Her ne kadar detaylarla dolu, edebi, üzerinde ince ince düşünülmüş upuzun cümlelerin yer aldığı bir roman olsa da çoğunlukla beni sıkan, yoran ve sabrımın sınırlarını zorlayan bir kitap oldu.
Bunun sebebini Tanpınar'ın Sahnenin Dışındakiler kitabında da olduğu gibi alakasız pek çok karakter olmasına ve romanın akıcılığını sağlayacak bir olay örgüsü olmamasına bağlıyorum. Başlarda az da olsa idare eder biçimde giden roman ilerledikçe daha sıkıcı bir hale büründü. Swann'ın Odette'e olan aşkının anlatıldığı kısımlar benim için bunaltıcıydı. Odette'e çok öfkelendim ve Swann'ın böyle bir karaktere olan aşkını anlamakta çok zorlandım. Odette'in hayatı ve kişiliği en sefil biçimdeydi, ondan tiksindim. Genel olarak kitapta anlatılan hiçbir konu ilgimi çekmedi. Birçok karakterin inanılmaz uzun ve detaylı betimlenmesinden hiç hoşlanmadım. Aslında dozunda betimlemeleri ve psikolojik tahlilleri çok severim fakat bu kitap sanki sırf uzun ve dolambaçlı cümleler kurmak için, gayet gereksiz de olsa pek çok detayı ısrarla vermek için yazılmış gibiydi. Buna rağmen makul ve hoş cümleler elbette vardı.
Karakterlerin birbirleriyle olan diyaloglarını da anlamakta çok zorluk çektim. Ya çok tuhaf konuşuyorlardı ya da bağlamlarına bir türlü ortak olamadım. Kitabın hoşuma giden yanı ise Proust'un çevresini, hafızasında şekillenen değişik ve büyülü halleriyle anlatışı oldu. Fakat bunda bile her şeyi o kadar abartılı bir ayrıntıya boğuyordu ki insanın okurken hiç sıkılmaması mümkün değil. Yine de hafızasında şekillenen insanlar, mekânlar ve duygularını aktarış biçiminden az da olsa etkilendim. Akdikenleri ve Madlen kekleri unutamam sanırım.
Bu arada doğayla ve mimariyle ilgili de aşırı detaylı betimlemeler yer alıyor kitapta. Çiçeklerle, ağaçlarla ilgili çok fazla betimleme vardı. Bunları okumak da yordu açıkçası. Sadece kitabın son birkaç sayfasında yazarın Gilberte'e olan aşkını anlatma şeklini biraz sevdim diyebilirim.
Fransız edebiyatından çoğu zaman zevk almıyorum (Victor Hugo hariç). Balzac, Dumas ve şimdi de Proust'un bu kitabı betimlemelere olan aşırı düşkünlükleri ve karakterlerin bana pek de gerçekçi gelmemesi yüzünden beni pek etkilemedi (Bu kitapta sadece yazar/birinci tekil şahıs gerçekçi geldi). Fransız sosyetiklerini hiç anlamıyorum, anlamayacağım da sanırım.
Herhalde Kayıp Zamanın İzinde serisinin ilk kitabı olan bu kitap, genelde okuyucular tarafından sıkıcı görülüyor. Serinin diğer kitapları daha iyiymiş sanırım. Proust'un özenli diline saygı duyarak serinin devamını peyderpey okumayı sürdüreceğim.
Swann'ların TarafıMarcel Proust