Merhaba 1K okurları!
Kitapdaşımla "Beraber kitap okuma" etkinliğimiz sırdaki kitabı Müfettiş'e ben bu gün farklı bir pencereden bakmak istiyorum.
Yazar mizah anlayışı kitabın dilini akıcı kılıyor. Bir köy düşünün, memurların yasalara aldırış etmediği, Azerbaycan türkçesinde güzel bir söz vardır, tam da buraya uyuyor; "herc-merclik", yani kimin eli kimin cebinde belli değil. Ve bu köye bir gün müfettiş geleceğini memurlar öğrenirse ne olur? Kitap bana Kemal Sunal'ın bir filmini hatırlattı. Hastaneden firar eden 3 hastanın köyde kayamakam ve yardımcıları olarak karşılanması gibi bir senaryösü vardı. Kitaptan farklı olarak filmde sözde "ruh hastaları" köye düzen getirmişlerdi.
Çok eğlendim kitabı okuduğum süreçte. Hatta bazen kahkahalar attım. Ama incelememi başka bir mecraya taşımak istiyorum. Memurları duygularımız olarak düşünelim, müfettişi egomuz. Ya da hikayedeki memurlar çevremiz olsun, müfettiş egomuz. Hani o bir türlü tatmin olmayan ego. Kimden ne kadar afedersiniz ama kaba tabirce söylemem gerek, "tartakalamaya" bakan egomuz. Hep alacaklı, hep borçlanmış. Peki ne zaman durdurak bilecek? Bizim müfettiş uyanık çıktı. Spoiler vermek istemem ama, söylemeden de edemeyeceğim, vakitlice aldı en doğru(!) kararını. Ya egolarımız? Bir gün "artık yeter, bu kadarıyla da tatmin olurum," der mi? Umut her zaman baki.
Hayat ders veriyor da, insan gereken dersi alıyor mudur? Acaba memurlar ders çıkarmış mıdır? Bana soracak olursanız, hiç sanmam. Tatmin duygusundan yoksun olanlar, ha bir de vicdan ve merhameti hayatı boyu aklının ucundan bile geçirmeyenler için ego en güzel arkadaştır.
Keyifli okumalarınız olsun..