Gönderi

Mutlu ölüm olur mu?
Puan vermedi·152 syf.··
2023 21. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2023 13:05
Uzun zamandır bir kitaba inceleme yazma isteği doğmuyordu içimde. Albert Camus’un Mutlu Ölüm’ünü okurken kendi kendime konuştuğum hatta yazarla konuşuyormuşum gibi hissettiğim çok yer oldu. Varoluşu, yaşamın anlamını bu kadar anlaşılır anlatabilmesi Camus’a olan hayranlığımı artırıyor. Kitabı Kadıköy’de bir kitapçının kapısının önündeki sepette görmüştüm. Ve kitabın ismini gördüğümde aklıma gelen ilk şey şu oldu: “Nasıl ya, mutlu ölüm mü olur?” Bu sorunun çekiciliği üzerine kitabı aldım ve okumaya başladım. Kitap, Doğal Ölüm ve Bilinçli Ölüm olmak üzere iki ayrı bölümden oluşuyor. Kitabın ana kahramanı Mersault. Mersault bir memur. Bedenen güçlü ve aşk hayatı da yoğun biri. İlişkisi olan kadınlardan Marthe’nin vesilesiyle Zagreus ile tanışır ve kitabın ana parçası onunla olan iletişiminde gizlidir. Zagreus’un ölüm şeklini spoiler olacağı için yazmayacağım. Ama kitabın en düşünülesi, en sorgulanası yerlerinden biri. Bana Suç ve Ceza kitabını hatırlattı fazlaca. Kitabı okurken yaşamımın anlamının ne olduğu üzerine düşündüm. “Ne olursa, nasıl yaşarsam mutlu ölürüm?”, “yaşamımı anlamlı kılacak örüntü ne?”, “nasıl yaşarsam öldüğüme değer?” ... Hatta aklıma gelen sorulardan bir diğeri de şu oldu: “ölürken son anımda nerde, nasıl ölmek beni mutlu eder? Yanımda biri olmalı mı?” Mersault’un ilişkilerindeki tutarsızlık da ilgimi çekti. Bir kadını tam anlamıyla sevdiğini ve bağlandığını görmedim. Ama aynı zamanda o kadını kıskanıyor. Duyduğu sevgiden değil de birine sahip olmanın verdiği gururdan ve güç hissinden kaynaklanıyor olsa gerek. Yani her şey, kendini nasıl hissetmek ve tanımlamak istediği ile alakalı. Karşısındaki kadın sadece konu mankeni. Kendimizi sıfatlarla tanımlamaya ne çok bayılıyoruz! İlla bir etiketimiz olacak ve insanlara bu etiketi anlatacağız. Oscar Wilde’ın, Dorian Gray'in Portresi kitabında “Tanımlamak, sınırlamaktır.” alıntısından sonra hayatımda pek çok şey değişti. Hakan Günday ne diyordu: “Kendimi bilmeyi bıraktım.” İşte #211975340 alıntısında bir kere daha bunları düşündüm. Ben yaşadıklarımın tümüyüm. Hissettiklerimin tümüyüm. Ne öfkeliyim ne mutlu. Ne girişkenim ne içekapanık. Ben hayatımın belli dönemlerinde bunlardan biri olmakla birlikte tümüne baktığımda hepsiyim. “ben ……. biriyim” cümlesini kurmaktan o kadar sakınır hale geldim ki… Kendimi tanımladığım müddetçe o tanımın içine sıkışıp kaldığım ve dışına çıkamadığım farkındalığına eriştiğim an sadece “o an” olmak istediğim kişiyi seçmeye başladım. #211975698 . Ne kadar çok şey umut ediyoruz değil mi? Sıkıntı aslında çok şeyi umut etmek değil de bu çok şeyin kendi içerisinde ne kadar çelişik olduğu. Aynı anda birbirinin tamamıyla zıttı olan şeyi nasıl isteyebiliyoruz? Bu soruyu her düşündüğümde hayretler içerinde kalıyorum. Ve hala beni tatmin edecek bir cevaba yaklaşabilmiş değilim. Ve ve ve… Aşkın ne olduğu sorusunu akıllara getiriyor canım Camus. Oldukça basit ama oldukça gerçekçi bir tanımlama yapmış bana kalırsa: #212078639 . Değer vermek, birçok güzelliği beraberinde getiriyor. İstediğin, hoşnut olacağın ne varsa değer vermenin doğal bir getirisi zaten. #212394798 bu alıntı ise baş köşeme koyacağım 2 alıntıdan birisi. Farkında mısınız mutlu olmadığımız her an bir şeylere en baştan başlama ihtiyacı duyuyoruz. O sayfayı tamamen kapatıp yeni bir sayfa açma derdine düşüyoruz. Yeni… yeni’nin peşine düşüyoruz. Yeni bir gün, yeni bir saç, yeni bir aktivite, yeni bir sevgili… “Şu yeni defteri alayım çalışmaya en baştan, en mükemmel şekilde başlayacağım.” derdim öğrenciyken. Kabul etmek istemiyoruz, silmek istiyoruz o ana kadar var olanı. Yeniden başlamak, yenisine başlamak bazen gerekliliktir. Bazense korkaklık. Olanın onarılması mücadele ister, sorumluluk ister. “yeni” bazen sadece bir kaçıştır. Bazen, bazı sayfalar tamamen kapatılmamalı. Ya sayfa onarılmalı ya da nokta koyup yazmaya devam edilmeli. Sayfayı onarırsam sayfam güzelleşir. Cümleye nokta koyup yazmaya devam ediyorsam deneyimim zenginleşir. Bakarım eski cümlelerime ne olmamış diye. ama bırakmam o sayfayı. "Vazgeçme isteğiyle değil, mutluluk isteğiyle." Kitapta uzuuuunnn uzun baktığım ve ardından, tuttuğum nefesimi bıraktığım cümle: “Duru bakış, bu da uzun bir sabırdı.” Şu an yazarken de 5 dakika mola verdirdi kendisi :)) neyse, bu cümleyi herkesin kendi anlayışına bırakıyorum. Ve ennn sevdiğim başucu edeceğim alıntı: “Güçlü, zayıf ya da istekli doğulmaz. Güçlü olunur, duru olunur. Yazgı insanın içinde değil, onun çevresindedir.” Hepimiz başımıza gelen şeylere verdiğimiz tepkinin sonucunu yaşıyoruz. Belki başımıza geleni değiştiremiyoruz ama sonrasında ne olacağımıza yön verebiliyoruz. “kadercilik” oynamayı hiçbir zaman sevmemişimdir. Yaşadığım çevrenin, yaşadığım olayların, doğduğum evin ürünü olduğum kadar seçimlerimin de ürünüyüm. Yaşanılan zorluk kimilerince yılgınlığa kimilerince güce devrilir. Yazgı, ben doğduğumda bende olan değildi. Yazgı, yaşadıklarımın sonucunda ne olmayı seçtiğimdi. Son olarak gelelim nasıl mutlu öleceğime. Bu soruyu ben de yeni yeni düşünmeye başladım. Ne olursa yeterince yaşadım diyebilirim? Zor bir soru. Camus, yaşamın anlamını sorgularken her ne kadar yaşamın anlamsız olduğunu düşünse de asla intiharı savunmamıştır. Bu koca anlamsızlığın içinde geride anlamlı bir şey bırakabilmek ölümü biraz güzelleştiriyor sanki. Bu yazı, kitap incelemesinden çok benim içsel konuşmalarıma dönüşse de kitabın insana neler katabileceği ve fark ettirebileceği konusunda güzel oldu diye düşünüyorum. Okunmalı dediğim kitaplardan biri.
Edebiyat
Mutlu ÖlümAlbert Camus · Can Yayınları · 20166,2bin okunma
··
281 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.