Bir gece yarısı şiir kitabı okumak isteği ile rastgele açtım bu kitabı. Gözyaşları eşliğinde okudum okudum okudum, içimde oluşan kocaman bir boşlukla bitirene dek okudum. Kocaman bir boşluk, dipsiz bir derinlik ile kaldım gecenin ortasında. Çok yaraladı bu kitap beni.
İnsan en çok kendi ölümünde ölmez, bilir misiniz? Yalnızca düşündüğümde bile hissettiğim kalbimi dağlıyorsa, yaşanılanın neler yaptığını en güzel Şükrü Erbaş anlatır. Her bir dizesinde boğazımı düğümleyen sevgisi, her satırdaki nahifliği, ince ince işlediği acısı.. İnsan eşini kaybedince düştüğü acıyı ne dindirebilir ki? Ölüm.. Seni düşünmek bile beni yaralıyor, ah ölüm. Ben hiç ölümden korkmadım ama dilerdim ki, sevdiklerim ölümsüz olsun, dokunmasın ölüm onlara. Çünkü biliyorum, insanın Hatice'si ölünce artık gökyüzü bile mavi olmuyor. İnsanın Hatice'si ölünce, evi bir mezar taşına dönüşüyor. Ah Şükrü Erbaş..
Lütfen okuyun, ölüm gelmeden. Çünkü ölüm, çok şey götürmeden anlamamız gerekenler var. Evi ev yapan, eşyalar değildir. Anlamamız gereken ne çok şey var.
Şükrü ErbaşYaşıyoruz Sessizce